İKİDE BİR - ANİTA KUNZ

Artık Bush`u değil Obama`yı çizmek istiyorum

 

Anita kendi elleriyle çizdiği otopotresi kadar durgun bir kadın değil. Aksine çok canlı ve pozitif. Onun kendisini çizmesi bir samimiyet göstergesi. “Herkes gibi bende çizilebilirim” diyor. Her cümlesinde yüzüne koca bir gülümseme yayılan bu kadının, eleştirilerinde o yumuşaklığı göremiyorsunuz. Anita Kunz dünyada Amerika'nın sistemine karşıt görüşleriyle tanınıyor ve bunu her fırsatta Bush karikatürleriyle de belli ediyor. Ama ifade özgürlüğünün sonsuz birşey olmadığını söyleyecek kadar da duyarlı. Onunla konuştuğunuzda ifade özgürlüğündeki yasaklamaların sadece Türkiye sınırları içinde olmadığını fark ediyorsunuz. Ona göre paranın olduğu her işte 'sansür' kaçınılmaz. Anita için bu evrensel bir gerçek. Kendisi de bu sistemin bir parçası.

 

İlk çizginizi kaç yaşınızda yaptınız?

 

5 yaşımda çizmeye başladım. Kendimi bildim bileli çiziyorum. Hayatımda tutkuyla yaptığım tek şey… Herkesin çocukluk hayali olur, kimileri gerçekleştirir, kimileri ise gerçekleştiremez. Ben gerçekleştirdiğim için çok şanslıyım.

 

Kendi kendinize mi çizdiniz, modeliniz yok muydu?

 

Vardı. Amcam da çizerdi. Küçükken onun dünyasına çok yakın hissederdim kendimi. O öldü ama hala çok etkisindeyim. Onun çizebilmesi belki benim yaptığım işte sağlam durmamı sağladı. Bu çizen bir insan için çok önemlidir.

 

Amcanız neler çizerdi?

 

Çocuk kitapları ve eğitim serileri dahil aklınıza gelebilecek her türlü çalışması oldu. Amcamın özel birtarafı var benim için.

 

BENİM GÖZÜMDE HERKES ÇİZGİ DÜNYASINA AİT

 

Kendi otopotrenizi çizmişsiniz. Sanki teninizin altı görünüyor gibi…

 

Evet. Öyle medikal görüntüler hoşuma gidiyor. Baktığınızda damarları ve kasları görürsünüz. Cildimin altındaki damarların gözüktüğünü hayal etmek çok hoşuma gidiyor. Çizginin gerçeği estetize etme gibi olumlu bir tarafı var. Normalde bakamayacağınız ya da hoşunuza gitmeyecek bir görüntü, çizgi olduğunda insana sevimli geliyor. Bu özelliği kullanmayı seviyorum.

 

Bir çizerin sadece çevresini değil kendisini de çizmesi “Ben de çizgi dünyasına aitim. Ben de herkes gibi çizilebilirim” demek mi?

 

Evet kesinlikle. Çünkü kendinizi çizmediğiniz zaman, sadece çevreyi karikatürize ettiğinizde dokunulmazlığınız varmış gibi oluyorsunuz. Oysa hepimiz eşitiz ve çizgi dünyasına aitiz. Bunu yapmak aslında samimiyet göstergesi. Yani "Sizi çiziyorum ama bakın kendimi de çiziyorum." demek. Bir de çizgiyi çok sevdiğim için kendimi de o sanatın içinde görmek, bana haz veriyor. Benim gözümde herkes çizgi dünyasına ait.

 

Kişileri istediğiniz şekle, istediğiniz forma sokabilme özgürlüğü, insanın egosunu nasıl besliyor?

 

Herşeyi istediğiniz şekilde çizebilirsiniz. Çizimler sırasında kontrolün bende olması müthiş bir şey. Çizeceğiniz kişi sizin kafanızda nasılsa o karaktere bürünüyor. Yani siz ona başka bir kimlik katıyorsunuz. Nasıl algılıyorsanız öyle resmediyorsunuz. Bir figürü istediğiniz gibi değiştirebilme, üzerinde söz hakkına sahip olma, büyük bir özgürlük.

 

Gerçekten keyifli gözüküyor…

 

Evet. Çünkü bir insanı 'Şah' da edebilirsiniz 'Mat'da. Bunu yapabildiğiniz çok az sanat dalı var. Fotoğraf çizime yakın gibi gözükür ama o bile bu kadar özgür değil.

 

Zor tarafları yok mu peki?

 

Olmaz mı? Bazen çok büyük sıkıntılar yaşıyorum. Bazen çok işe yaradığı pozisyonlar oluyor ama bazen berbat birşey ortaya çıkıyor ve öylece kalıyorsunuz. İş yönünden baktığınızda her işte olduğu gibi sıkıntılar oluyor.

 

Kadın karikatürist dünyada azdır. Neden böyle... Düşündünüz mü bunu?

 

Çok zor bir soru. Bu soru bana çok soruluyor. Bu söylediğiniz gerçek, kadın çizerin sayısı çok az. Güzel Sanatlar fakültelerine baktığınızda, erkek öğrenciler kadar kız öğrenciler de var. Ama çizen oranı aynı değil. Kızlar erkekler kadar çizmiyorlar. Bunu çözebilmiş değilim.

 

Emek, azim, yetenek... Peki kendi başarınıza baktığınızda ne görüyorsunuz?

 

Çok inançlıyım. Gerçekten yapmayı istiyorum. Az önce amcamın üzerimdeki etkilerinden bahsetmiştim. Yapmayı istiyor olmam onun benim üzerimdeki büyük etkisinden. Çok klasik ama gerçekten yapmak istiyorsanız mutlaka başarılı olursunuz.

 

Dünyanın en iyi 200 İllüstratörü arasında yer alıyorsunuz…

 

Umarım öyledir. Öyle olmasını istiyorum tabi ki. Çok farklı çizimler yer alıyor. Bazı illüstrasyonlara baktığınızda çok detaylı ve karmaşıktır. Sofistike olanları da var çocuksu olanları da.

 

Peki iyi illüstrasyon yapmak ne demek?

 

Bu konu hakkında farklı insanların farklı görüşleri var. Bana göre bir çizginin estetik ve duvara asılabilir özelliğinden öte içinde bir fikir barındırması. Çünkü çizim salt resim değildir. Manzarayı duvarınıza asarsınız çünkü sizin hoşunuza gider. İyi illüstrasyonda fikir, estetik görüntüden daha önemlidir. Yaptığınız çizim ilk baktığınızda mesajı hemen ulaştırıyorsa o çizim iyi demektir. Estetik, biçim o çizimi daha güzel göstermesinde yardımcı unsurlardır.

 

Yazarın kafasında oluşturduğu metin ile kelimelere dökmüş hali arasında fark oluyor. Çizgide de öyle mi?

 

Bir fikri zihin yaklaşık yüzde ellisini çizgi olarak yansıtabiliyor. Diğer yüzde elli kısmı ise içgüdüseldir. Kendiliğinden olması, o zaman hisler devreye giriyor. Bende yüzde ellilik dağılım halinde işliyor. Çizim o zaman kendisini buluyor.

 

BUSH KARİKATÜRLERİMDEN HİÇ OLUMSUZ TEPKİ ALMADIM

 

Siz Amerikan sistemini eleştiren birisiniz. Radikal çıkışları Amerika nasıl karşılıyor?

 

Ben esasen Kanada'da yaşıyorum. Amerika sistemiyle Kanada arasında farklar var. Bugün Amerika'ya baktığınız da yarı yarıya bölünmüş bir pozisyon var. Sol ve sağ çok uç çizgilerde yer alıyor. Bu uç durum tutumlara da çok yansıyor. Eleştiriye gelemeyen bir sisteme dönüşüyor.

 

Peki  Kanada'da özgürlük nasıl?

 

Son sekiz yıla bakacak olursanız Kanada'nın Amerika'dan daha liberal olduğunu düşünüyorum. George Bush sekiz yıldır çok muhafazakar bir çizgi oturttu. Çok katı bir tutumla karşılaştık.

 

Bu basına nasıl yansıyor?

 

Çalıştığım dergilerin patronlarına göre değişiklik gösteren bir durum. Bazı dergilerde çok özgür bir yaklaşım var, tüm sınırlamalardan uzak. Ama bazı basın organları ise özgürlüğe daha kapalı. Yayın politikasına göre sansürler uygulamak çok evrensel bir sorun.

 

Siz kendinize otosansür uyguluyor musunuz?

 

Tabi ki uyguluyorum, çünkü ne tür bir iş yaptığımın farkındayım. Bu sansürde işin konusuna göre değişiklik gösteriyor.

 

Bir söyleşinizde “Ya isyan etmem lazım ya da karikatür çizmem lazım.” demişsiniz. Karikatür isyan aracı mıdır yoksa isyanı bastırır mı?

 

Politik eleştiriye baktığınız zaman insan içinde biraz isyan barındırmalı. Demokratik özgürlüğün bir ifadesi olarak düşünce özgürlüğü bu işin bir parçası. Herkesin bir ifade biçimi var. Ben de isyanımı çizerek dillendiriyorum. Tabi ki doz çok önemli, işin dozunu asla kaçırmamak lazım.

 

Danimarka'daki karikatür krizini duymuşsunuzdur. Sizin için ifade özgürlüğü sonsuz mudur?

 

Bu soru bana sıkça soruluyor. Tabi ki çizen bir kisinin ifade özgürülüğü olması gerekiyor ki rahat birşekilde eleştiri yapabilirsin. Ama bu insanların canını yakan, üzecek ve bazılarının hayatlarına saygısızlık edecek bir tavır olmamalı. Her işin bir ahlakı var. Düşünce özgürlüğü de sınırsız değildir. Bu ayrımı çok iyi yapmak gerekiyor. Eğer benim çizdiğim bir çizimden dolayı birilerinin canı acıyacaksa orada ben yokum.

 

Bill Clinton özellikle Bush karikatürünüz çok ses getirdi. Eleştiri aldınız mı ?

 

Bu durum bana ilginç geliyor ama bu konuda hiç kötü bir eleştiri almadım. Aksine insanlar çok beğendi. O çizimlerle ilgili çok fazla tebrik mektubu aldım.

 

Şimdi Obama var. Aklınızda Obama'ya dair fikirler vardır…

 

Başkanlığı kazanmasını çok istiyorum. Onunla ilgili çok olumlu fikirlerim var.

 

Peki sizin kafanızda Obama nasıl bir yerde?

 

8 yıldır Bush herkesi Amerika'dan nefret ettirdi. Obama'yla McCain'i karşılaştırdığım zaman büyük bir fark görüyorum. McCain'in durduğu nokta savaşçı bir ruh. Çünkü askeri kökenli ve Irak'ı bombalama planları yapan bir isim. Obama'nın bu noktadaki duruşu Amerika açısından da çok önemli. Amerika'nın 8 yıldır kaybettiği prestijini geri kazanması açısından önemli bir fonksiyonu var. Artık Bush'u değil, Obamayı çizmek istiyorum.

 

11 Eylül'den sonra dünyada büyük bir değişiklik oldu. Bu karikatüre nasıl yansıdı?

 

11 Eylül'den sonra ilk iki sene herkesin üzerinde çok ağır bir baskı vardı. Hiç kimse istediği gibi eleştirme hakkına sahip değildi. Ne düşünseniz ne yapsanız olay oluyordu. Ama şu anda işler çığırından çıkmış durumda. Herkes herşeyi istediği gibi eleştiriyor. Bu defa limit ciddi ölçüde aşıldı. Dediğim gibi, Amerika çok uçlarda yaşayan bir ülke.

 

Çizme eyleminin topluma karşı sorumluluk arttıran bir tarafı var mı?

 

Şu ayrımı iyi yapmam gerekir ben dergilere de çizim yapıyorum ama onun dışında galerilere de çalışıyorum. Eğer bir dergiye yapıyorsam tabi ki sosyal bir sorumluluk bilincimle yapıyorum. Bu sorumlulukla, gerektiği yerde otosansür uyguluyorum. Ama galerilere yaptığım çalışmalarda daha farklı. Orada sansür olmuyor ve sadece beni yansıtıyor. Ben kendi yaptığım iş ile başbaşa kalıyorum.

 

Peki sınırlandırılmak sanatçıyı yok etmez mi?

 

Yayın politikalarına göre de herkesin sansürü farklı işliyor. Ama bana bundan on yıl once sansür uygulanmıyordu. Bir de evrensel bir gerçek varki insanlar parasını ödedikleri, abone oldukları derginin kendi politik görüşlerini yansıtmasını ister.

 

Birincil değer okuyucuya ait…

 

Öyle. Çünkü insanlar hoşlanmadıkları hiç bir kaynağa para vermezler. Sistem böyle ve siz de ona göre davranıyorsunuz. Napolyon'un dediği gibi Para para para…

 

Siz bu sisteme ne kadar aitsiniz?

 

Bu işe on yıl önce başladığım zaman çizim konusunda çok farklı fikirlere ve ideallere sahip dergiler vardı. Şiirlere yapılan çizimler oluyordu. Ama şimdi baktığınızda reklama dayalı bir sistem var. Ona paralel olarak fikirlerde de bir değişiklik var. Dünya değişiyor sizde değişmek zorundasınız, bu kaçınılmaz.

 

Hiç yapmak istemediğiniz, redettiğiniz bir iş var mı?

 

Kariyerimi oluştururken bu duruma çok dikkat ettim. Bir iş teklif edildiğinde eğer o işten olumlu bir elektirik almadıysam kibarca reddediyorum. Başka birilerine yönlendiriyorum. Kafamın yatmadığı hiç bir şeyi yapmıyorum.

 

İnsanların davranışlarına özel bir ilgim var

 

Nasıl bir yaşamınız var?

 

Çok medyatik biri değilim. Toplumun arasına pek çıkmam. Ailem, kocam ve köpeğimle evimde çalışırım. Dışarıda devam eden o hayata kendi standartlarımla dahil oluyorum. Bana olumsuz bir tavır gelmediği sürece kimse “Çizgilerim hakkında ne düşünür” diye düşünmeden laylay lom laylay lom çiziyorum.

 

Sert eleştiriler geliyor mu peki?

 

Çevremde yüzüme karşı söylenmiş herhangi bir eleştiri yok ama internet ortamında, çok sert tepkilere ve muamelelere maruz kalıyorum. O anda içlerinden ne geliyorsa süzgeçten geçirmeden yazıyorlar.

 

Çok pozitif sürekli gülümseyen bir yüzünüz var. İnsan siyaset gibi bu kadar gergin bir işin içinde yer alıp, nasıl bu kadar pozitif nasıl olabiliyor?

 

Yaradılıştan kaynaklanan bir pozitif tarafım var. Ama ben insanoğlunun hem zeki, pozitif ve ketum tarafları içinde barındırdığına inanıyorum. İkisinin de mekanı ayrı bana göre. Ciddi durduğunuz yer de olur güleceğiniz yer de. Ben bunu mekanlara yayabildiğim için bu kadar pozitifim.

 

Birçok ünlü ismin portrelerini yapıyorsunuz. İnsanlarda en çok neye dikkat edersiniz?

 

İnsanların davranışlarına ve duruşlarına çok özel bir ilgim var. Yüz çizgilerine mimiklerine çok dikkat ederim. O kişiyi ençok hangi mimiği özetliyordur, buna bakarım.

 

Siz kendi portrenizi çizdiniz ama sizin portrenizi çizmesini istediğiniz biri var mı?

 

Çok güzel bir soru. Bunu daha önce kimse sormamıştı. İnanır mısınız hiç düşünmedim. Bilmiyorum.

 

YAYIN TARİHİ: 02.11.2008