İKİDE BİR - AHU AYSAL

Hattat Muhsinzade gelse Les Ottomans`da kalır

Ahu Aysal özgüveni yerinde güçlü, vakur bir kadın. Hayata pozitif bakan tüm yaşadığı zorluklara rağmen 'şükür' diyebilenlerden. “Nedir formülü?” diye soruyoruz. “Bakış açısı” diyor. “Nasıl bakarsan öyle görürsün.” Ama tabi bunların yanısıra karakter inşasında babasının üzerindeki emeği büyük. Onu kaya kadar sağlam yetiştirmiş desek abartmış olmayız. Gücüne güç katan ise bir çok ünlü ismin misafirhanesi Les Ottomans'ın hem sahibi hem de yöneticisi olması. Otelden etkileniyorsunuz elbette. Dekoru, kullanılan malzemeler, servis kalitesi oldukça profesyonel. Ama bu oteli 'En iyi' yapan Ahu Hanım'ın elektiriği olsa gerek. Peki Otel'in sahibi olmanın dışında Ahu Aysal kim? Ruhuna dokunmaya çalıştık.

Güçlü ve pozitif duruyorsunuz. Bu ruh halinin arkasında ne yatıyor?

Hep duyarsınız insanın karakterinin 6 yaşında oturmaya başladığını. Burada anne babanın rolü çok büyük oluyor. Her şey havyar ya da ıstakoz yemek, ipek elbiseler içinde gezmek değil. Anne babanın şefkati çok önemli. Çocuğun içinde de varsa bunu geliştirmek büyütme imkanınız olur.

Ne gibi?

Senin çok güzel bir tohumun var ama onu bir betona ekersen büyütemezsin. Toprağa ekip gözün gibi bakarsan büyür ve gelişir.

İyi bir aile diyorsunuz. Bunun size ne katkısı oldu?

Babam Cerrahpaşa Fakültesi'nin Nöro-Psikiyatri profösörüydü. Beni çok iyi yetiştirdiğini düşünüyorum. Bir karar alıncaksa hep bana sorardı. Mesela; küçüklüğümde masada otururdum ve bana Kerimoğlu ne istersin diye sorardı.

Neden Kerimoğlu?

Ahu ismini 6 aylıkken bulmuşlar. Babam hiçbir ismi yakıştıramamış bana. “Hiç bir isim yakışmaz ona” dermiş.

Güzelliğinizden mi?

Yok. Aksine güzel bir çocuk değilmişim, kara kuru bir kızmışım. Ona rağmen babam beni çok sevdiği için yakıştıramamış. Hep soyadımı söylerdi “Kerimoğlu” derdi.

Özgüvenli bir çocukluktan başka ne bıraktı sizde…

Babam bana şahsiyetimi ve düşünce hislerimi verdi. Tabi bu bendeki bir özellik aynı zamanda. Bunları benim hayatıma çok güzel işledi. Kendinden ve yaptığından emin, hatalarını ve becerilerini kabul eden biri oldum sonunda.

ÇOK FAZLA ŞÜKREDERİM

Bu mükemmellik geçmişinizde ve hayatınızın belli dönemlerinde bozulmadı mı?

En büyük başarılarımın kaynağı arkaya dönüp hiç bakmamamdır. Dönüp baktığınızda yürüyemezsiniz, düşersiniz. Arkada bıraktıklarını hep pozitif olarak bırakman gerekiyor. Onların üzerinde negatif düşünmeye devam ettiğinde hiçbir faydası yok.

Ya hatalarınız?

Eğer hata olarak geçmişse not defterine, onlardan ders alarak bırakmak gerekiyor. Bir daha yapmamak üzere ders almış olabilirsin. Aklımız başınızda olduğu için yapmışsanız hatalı bile olmuş olsa “Ben o zaman öyle düşünüp yapmışım” diyeceksin.

Bu mutlu olmanın formülü mü?

Her şey bakmakla ilgili. İnsanın aklıyla yapamayacağı hiçbir şey yok. Bu aklını kullanma şekline bağlı bir şey. İyi kullandığınızda kendi hastalıklarınızı bile iyileştirebiliyorsunuz.

Hiç mi bunalım yaşamadınız? İnsan bazen inandıklarıyla ters düşebilir…

Hiç. Çünkü kabul eden bir insanım. Olanı biteni kabul etmek, bu çok özel bir şey. Pişmanlık hiçbir zaman hiçbir yere götüremez bizi. Olgunluk her şeyi kabul edip, hayret etmemektir. Madem ki oluyor ve hayatta var buna şaşırmanın bir anlamı yok.

Siz de eşinizle boşandınız. Bu da hayatın başka bir gerçeği... Kabullendiniz mi?

Çevremdeki insanlara bakıyorum. Benim gibi boşanmış kimse yok.

Nasıl yani?

Şöyle; Biz her akşam yemeğe gidiyoruz, çocuklarımızla beraber oturuyoruz. O benim sonuçta arkadaşım. Evlendiğimizde ben 18 yaşındaydım. Beraber İsviçre'de okuduk. O yüzden arkadaşım sonra dostum oldu, çocuklarımın babası, şimdi torunlarımın dedesi ondan sonra da kocam. Ben sadece koca kısmını kesip hayatımdan çıkarttım.

Geriye ne kaldı?

Torunlarımın dedesi, çocuklarımın babası, dostum ve arkadaşım kaldı.

Mutlumusunuz peki?

Çok mutluyum.

Nasıl oluyor, bunu kadın mı yapıyor?

Tabiiki kadın yapıyor. Erkekler tabiatta öyle. Onlar avcı. Avcı gider avlanır gelir. Dişi ise çok uyanıktır. Dışarıdan gelecek tehlikelere karşı temkinlidir. Onun için her şeyi yapan kadındır. Güzel bir evliliği yürüten, iyi bir anne olan kadındır. Evliliğimi bilerek bozdum.

Neden?

Erkeklerin bir yaştan sonra oyuncak oynama dönemleri geliyor. Oyuncağını vermezseniz huzursuzlanıyor. Sana da zarar vermeye başlıyor. İyi bir şekilde “Oyuncaklarını ben evliyken hayatında tutamazsın. Ne yaparız? Ben evlilik kısmını keserim. Sen git oyuncaklarınla oyna.” dedim. Çünkü kimseyi hiçbir şey için mecbur edemezsiniz.

Oyuncak tabirinin eleştirel, biraz da alaya alan bir yanı var…

Evet. Çünkü her zaman esas olan benim. Onlar tabiki oyuncak. Ben bu kadar kuvvetli olduktan sonra kim yanıma yaklaşabilir. Ben veririm ben alırım oyuncağını. Didişmeye değmez ki.

Peki kırılmadınız mı?

İlk duyduğumda çok üzüldüm. Bundan beş yıl önceydi. Çünkü insana gelen ilk darbelerde çok yıpranıyorsunuz. O zaman “bir hata mı var bende” dedim. Çünkü biz beraber büyüdük birlikte çok şey yaptık. Bunca yıl yakındık ve idrak etmek zor oldu. Ama sonra hemen kendimi toparladım, olabilir dedim ve affettim. İkinci defa olunca tamam dedim. Hemen programımı hazırladım ve bu hale koydum. Şimdi çok mutluyum. En ufak bir üzüntüm bile yok.

Yeniden evililik düşünür müsünüz?

Bugün benim hiçbir şeye ihtiyacım yok. Evlilik düşünmüyorum. Arayış içinde değilim, çünkü mutluyum. İşimden çok memnunum seviyorum. Çocuklarım ve torunlarım bana yetiyor.

“Yarım saatliğine bile erkek olmayı istemem” sözü o yüzden mi?

Evet tabii ki. Kadın olamanın hiç zorluğu yok. Kadın en güzel varlık. Hamile olduğunuz da mesela; içinizde bir varlık taşıyorsunuz. Bundan daha güzel birşey olabilir mi?

Peki sizi hayattan bu kadar memnun yapan ne?

En önemli sebeplerinden birisi, halime çok şükürederim. Bunu bağırarak yaparım. Allah'la konuşurum. Çünkü onunla konuşmak kendimle konuşmak gibi. “oh! bugün ne kadar güzel işler yapık” diye konuşuyorum. Benim inandığım şeyler bunlar. Her şeyi herkesle konuşurum bu çok büyük bir rahatlık. Saklamak için telaşa düşmüyor insan.

Şanslı hissediyor musunuz kendinizi?

Bir defa hayata gelme gibi bir şansımız var. Şansızlığa inanmam çünkü şans herkesin elinde. Baktığınızda sakat birisini gördüğümüzde ne şanssız diyoruz. Ama değil. Allah, ona başka bir yetenek veriyor ve ayağı ile yazı yazmasını sağlıyor. Kimsenin yapamadığını yapıyor. Onun farkında olması gerekiyor yalnız hissetmek gerekiyor.

ÖLÜMDEN KORKMUYORUM

Hayatınızda önemli bir hastalık geçirdiniz mi?

Evet geçirdim. Allah'ıma şükrettim ve “Allahım ne büyüksün” dedim. “bana bir şey daha gösterdin, beni sana daha da çok yaklaştırdın. Böyle bu durumda nasıl hissetmem gerektiğini bana anlattın” dedim. Bana hiç birşey olmaz eminim ondan. Çünkü ben vazifeli olduğumu düşünüyorum bu dünyada. Herkesin vazifeli geldiğine inanıyorum. Söyleyeceğim bir cümle birçok kişiye iyi gelecek.

Ölüm korkunuz var mı?

Hayır. Azıcık bir korku bile yok içimde. Ölüm yakını için korkudur. Çünkü egoizm var. “O gitti onu göremiyorum diye” sinirlenirsiniz. Tamamen egoistlikten. Giden için tamamen sorunsuz birşey. O yüzden hayat çok güzel.

Çevreniz aileniz sizden etkileniyorlar mı?

Çok. Küçük çocuklar bile geliyorlar yanıma. Hanım tabirini sevmem ben. Torunlarım bile 'Mahu' diyor bana.

Çok seyahat ediyorsunuz. Ne görüyorsunuz oralarda?

Kendime ayda bir hafta gezi ayarladım. O bir haftada görmemin gerekli olduğu yerleri görüyorum. Çünkü bu bir doktorluk gibi yeni şeyleri takip etmek zorundasınız. Ben serviste çalışıyorum, serviste de en iyisini vermek durumundayım. İnsanlar buraya yatakları olmadığı için aç karınlarını doyurmak için değil paralarını vererek keyif yapmak için geliyorlar. Bende onlara en güzelini vermek zorundayım. En olmayacak yerlere gidiyorum.

Sıkılmıyor musunuz hiç?

Seyahatten hiç korkmam. Hemen bir şişme yastığım var onu şişiririm ve uyurum. Hiçbir sorunum olmaz her yerde kıvrılır uyurum.

Gittiğiniz yerlerde neler görüyorsunuz?

Dil bilmek noktasında çok eksiğimiz var. Artık dünya çok küçük ve birbirimizi anlıyor olmamız lazım. Ama bunun sebepleri var. Eğitimimiz çok az, eğitimli olanların da dil bilgisi çok zayıf. Bunun ilerlemesi gerekiyor. Bir de fakir bir ülke olduğumuz için gördüklerimiz yeterli değil. Mesela; bir otel müdürünün benim gibi gezmiş olması lazım. Ama hangi parayla gezeceksiniz? Bu bizde eksik kalıyor. Bunların olmaması için bize zaman lazım. Bir de devletin daha açık görüşlü olması gerekiyor.

Açık görüş derken…

Mesela; ben bu oteli yaparken parasını kendi cebimden veriyorum. Eski eserinin aynısını çalışıyorum. Ama bunlara rağmen devlet bana zorluk çıkarıyor. Aslında yolumu açsa bu oteli yaptıktan sonra bir tane daha yaparım. Ama kısıtlandıkça küsüyorsunuz. Şu anda ben ikiyüz personel çalıştırıyorum ve eğitim veriyorum. Eğer bana bir fırsat daha verse ben bir ikiyüz kişi daha çalıştırırım ve faydam olur.

OTELİ EVİM GİBİ SÜSLEDİM

 

Böyle bir otel yapmak aklınıza nereden geldi?

Ben yirmi beş yıl Bürüksel'de oturdum. Hep böyle bir ortamım olsun, dışardan gelen misafirlerimi ağırlayabileceğim bana benzeyen bir yer olsun istedim. Ve şöyle bir hayal kurdum; Burası Hattat Muhsinzade'nin evi. Muhsinzade bir zaman yolculuğuna çıkmış ve şimdiki zamana gelmiş olsun. Ne yapardı? “Evim nerde?” derdi. Bir bakacaktı evi kömür deposu. Geri dönemiyor ve hemen oraya kendi evini yapardı. Ama bakardı ki eşi ve dostu yok. O zaman da bunu tüm dünyayla paylaşmak isterdi. Ben bu hayalin üzerine gittim ve bu oteli o sayede yaptım. Şimdi onun için her gelenle konuşuyorum, arkadaşlık kuruyorum.

Yani bu sizin eviniz…

Öyle zaten yukarıda oturuyorum.

O zaman otel değil ev gibi…

Evet. 10 suitim var hepsi birbirinden farklı. Dünyaca ünlü yıldızlar geldiğinde burada kalıyorlar. Hayalim buydu. Istediğiniz her şeyi gerçekten istiyorsanız yaparsınız. Mesela; Japonlar on tuğlayı koyarlar konsantre olduktan sonra vururlar ve hepsini kırarlar. Bunu da en sondaki tuğlayı düşünerek yapar. O yüzden en sonuna konsantre olup düşüneceksiniz.

Misafirleriniz arasında Kaylie Minouge, Kevin Costner gibi isimlerde var…

Bir defa onlar çok şeker insanlar, kendilerinden çok eminler ve mütevazılar. Çok beğeniyorlar “olmaz böyle bir şey, dünyanın her yerini gezdik, ama böyle bir yerde kalmadık” diyorlar.

Bu otelin var olması aslında bir yuva sahibi olma içgüdüsünden mi?

Evet çok doğru. Kadın olmamızın verdiği bir yuva isteği tetikliyor sizi. Evimde nasılsam öyleyim. Süslemesi, titizliği ve ilginiz evinize yaptıklarımızla aynı. Müşterilerime davranışım da çok hürmetlidir. Evime misafir geliyor gibi algılarım. Şımartırım yani.

YAYIN TARİHİ: 08.06.2008