İKİDE BİR - ACUN ILICALI

Bana da hayat Var mısın Yok musun? dedi

Bu röportaj Acun Medya'nın bir odasında gerçekleşti. Acun'u karşımızda sırtındaki tişörtü, şortu ve terlikleriyle görünce “Artık tatide” dedik ama der demez de yanıldığımızı anladık. Çünkü onun tatili, bugünlerde yeni projesi üzerinde yoğunlaşıyor. Yani bir yetenek yarışması üzerinde. Biz bunları konuşurken, şirkete sürekli birileri giriyor, selam verip üst kata çıkıyorlar. Röportajda anladık ki üst katta onu 10 kişi kahvaltı için bekliyormuş. “Nasıl yani?” dedik ve birbirimize baktık. Meğer bu Acun için normal bir refleksmiş. Hiçbir yere vaktinde gidemediğini ve mutlaka geciktiğini anlatınca biraz rahatladık. Yaşadığı acılarını, inişlerini ve çıkışlarını, televizyonculuğunu o kadar hızlı anlattı ki zamanlamadan tam not alamasa da bunu anlatımında telafi etti. Şimdi size konuşmayı geri sarıp yavaşlatıyoruz…

Hayat size ilk ne zaman “Var mısın yok musun?” dedi?

Ağır motorsiklet kazası geçirdim. Hatta yanımdaki arkadaşım vefat etti. O kazadan iki gün sonra uyandım. Orada 'Var mısın Yok musun'u son noktasına kadar yaşadım.

Peki ne zaman “Yokum” dediniz?

Şansal (Büyükağa) Bey'in yanında çok iyi bir maaşa çalışıyordum, Sonra kendi prodüksüyonumu kurmak için istifa ettim. Bu benim en büyük “Var mısın Yok musun?” deyişimdir. Orada kutuma doğru yürüdüm diyebilirim. Çok iyi para kazanırken “Ayrılmak istiyorum.” dedim. Ayrıldıktan sonra ise 'Acun Firarda' programına başladım. O zaman başarısız olsaydım kötü olabilirdi.

Programınızda kimsenin yapmadığını yapıp dünyaca ünlü starları ağırladınız. Bu işe belli bir bütçe ayrılıyor. Kanalı nasıl ikna ettiniz?

Show TV ile aramdaki güven ilişkisi sağlam. Bugün Show TV'nin genel müdürüne hiçbirşey sormadan istediğim herşeyi yapabilirim. Şimdiye kadar yirmibeş istekte bulunmuşum, hiçbiri geri çevrilmemiş.

Neden bu kadar ballısınız?

Çünkü sadece maddî değil, manevî olarak da onlar için değerliyim. Mesela; şort ve terlikle genel müdürün yanına gidebilirim, hatta oradaki koltukta uyuyabilirim. Bu frekansı herkes yakalayamaz.

Davet ettiğiniz konuklar arasında en çok raytingi hangisinden aldınız?

Cem Yılmaz ve 50 Cent.

Peki getirttiğiniz dünya starlarından en çok hangisine ödeme yaptınız?

50 Cent. Zaten böyle bir dünya starı için iyi bir para ödemek gerekir. Onu getirmek çok kolay olmadı.

Bu isimleri rayting grafiği düştü diye mi çağırdınız?

Raytingler oldukça iyi gidiyordu zaten. Fakat psikolojik olarak başka birşey yapmam da gerekiyordu. Hiçbir ünlü getirmeseydim, yine aynı sayıda bölüm yapardım ve aynı parayı kazanabilirdim. Ben sadece tek bir iş yapıyorum. İstesem on tane de iş yapabilirim ama yapmıyorum.

Tatmin oldunuz mu peki?

Çok. Biraz Paris Hilton'da mutsuz olduk. Onun farklı problemleri vardı. Erkek arkadaşıyla kavga etmişti ve enerjisi düşüktü. Anriana Lima muazzamdı ve 50 Cent süperdi.

Çekime girmeden önce onlarla konuşur musunuz?

Bir günü beraber geçiriyoruz. Zatan ben bir insanla bir saat geçirsem sarmaş dolaş olabilirim.

Programları A'dan Z'ye siz mi yönetirsiniz?

Evet. Kafamızda önce “Ortam nasıl olmalı?” diye düşünüyoruz. Yarışmacı olacak kişileri ona göre seçiyoruz. Ama ortama müdahale etmiyoruz.

Sizdeki tevazu nasıl çıktı ortaya, birden mi?

Yüz sene sonra üçümüzün de olmayacağı bir dünyada yaşıyoruz. Ömrün göz açıp kapayıncaya kadar geçtiğini de herhalde kabul ediyoruz. Böyle bir hayatı yaşarken bir insanın ukalalık yapmasını şaşkınlıkla seyrediyorum. Neyin havasını atabilirsiniz ki… Sonu belli bir filmdeyiz hepimiz ve öleceğiz bu bir gerçek. Ukala insanları sevmiyorum.

Bunun geçirdiğiniz kazalarla bir ilgisi var mı?

Hayır, çünkü hala motorsiklet kullanıyorum. Ayrıca aramızda ölmeyecek olan var mı? Varsa ben artık motorsiklet kullanmayayım.

TAKDİR BEKLİYORUM

Bu kadar acıyı tadınca insan 'daha ne' oluyor?

Bu dünyanın boş olduğunu algılama konusunda bir fikir veriyor.

Yaşadığınız acılarınızı biricik görüp onları kutsar mısınız, yoksa onlarla eğlenir misiniz?

21 yaşında annemi- babamı kaybettim. 23 yaşında boşandım ve 24 yaşında ciddi bir motor kazası geçirdim. Yaşanacak birçok şeyi yaşadım. Kolumda hala kazadan kalan platin var. O yüzden bundan sonrasıyla ilgili öyle bir konsantrasyonum yok. Örneğin; arabaya çarptığımda diyebileceğim tek şey “Boşver”dir. Bu tür şeyleri yaşamış birinin daha küçük şeylere kafa takması saçma olur.

Peki sorunlara karşı gösterdiğiniz tepki ne olur? Perişanlık, kızgınlık…

Ölümden daha acı birşey yok. Bizi onunla buluşturabilecek herşey ciddiyetini koruyor. Sonuçta çocuklarım ve eşim var. Elbette korkuyorum. Şu da var; annemi ve babamı kaybettikten sonra 1,5 sene evden çıkmadım. Bu tür şeylerin doğal olduğunu bilirim, ama acısını yaşıyorum.

O nasıl bir acı?

Eğer hastalıktan dolayı kaybetseydim, psikolojik bir hazırlanma olabilirdi ama tatile uğurlarken böyle bir acı yaşadım. O olaydan sonra kalbimin altına bir ağrı girdi ve yaklaşık sekiz ay sürdü. Annem ve babam kaza geçirdiklerinde sadece kırklı yaşlarındalardı.

Onlarla iyi anlaşır mıydınız?

Evimizdeki enerji çok iyiydi. Lise anılarım şöyleydi; anneme telefon açardım ve '25 arkadaşımla mantı yemeğe geleceğimizi' söylerdim. Annem de yapardı. Gecenin üçbuçuğunda yaprak sarması isterdim. Uykudan uyanırdı ve hiç 'hayır' demeden o saatte yapardı. Babamla ilişkim muazzamdı. Babam; “Ben Acun'un liberosuyum. Ondan seken topları toparlıyorum.” derdi. Kaybettiğim zaman anladım ki yaptığım herşey babamı güldürmek içinmiş. Hayatımda iyi şeyleri hep babam için yapmışım.

Babanız görseydi bu başarınıza şaşırır mıydı?

Annem yengeme; “Acun televizyoncu olacak.” dermiş. O dönemde televizyon yaygın değilmiş ve özel televizyon bile yokmuş.

İstediğim zaman bırakıp giderim demişsiniz. Bu kadar başarıdan sonra bu kolay mı sizce?

Çünkü hayatımda neyi istediysem yaptım. İstemediğim hiçbirşeyi de yapmadım. O yüzden “Bırakır giderim.” diyorum. Düşünsenize, ailemi Istanbul Üniversitesi'ne gidiyorum diye inandırarak iki yıl boyunca Boğaziçi'ne gittim. Çünkü arkadaşlarım oradaydı. İÜ'ye uğramadığım için okuldan attılar.

Başarınıza mahkum oldunuz mu peki?

Asla. Yaptığım iş önemli ama mutlu ve rahat yaşamak için çalışıyorum. Eğer işe ayırdığım zaman, kendime ayırdığım zamanın önüne geçiyorsa o zaman benim çalışmamın bir anlamı yok. Hem yakın arkadaşlarımla olmak, hem de iş yapmak istiyorum.

Aldığınız risklerle dibe vurma oldu mu hiç?

Olmadı. Şaşılacak derecede işlerim iyi gitti. Ufak tefek şeylerde başarısız olmuş olabilirim ama geneline baktığımda aldığım her riskin üç katı geri dönüşü olmuştur.

Rayting meselesi insanı çileden çıkarmıyor mu?

Çıkarmaz olur mu? Şöyle; lise hayatım boyunca okulun en kötü öğrencisiydim. En eziyet çektiğim şey karne günleriydi. Aldığım her karneyi tek tek hatırlarım o yüzden. Lise bitti, üniversite sınavı en büyük karnedir, onu da atlattıktan sonra; “Allahım, artık bundan sonra şükür ki karne almıyorum hayatım kurtuldu.” dedim. Şimdi hergün karne alıyorum. Üçyüz bölüm yaptığım 'Var mısın Yok musun'da iki yılda üçyüz kere karne aldım.

Ama bunlar kötü değil, aksine iyi karneler…

Tabi ama kolay olmuyor. Saat sabah altıda yatıyorum ve yine saat onda kalkmak zorundayım. Artık kendi raytingimi de bırakıp, tüm programların raytingiyle ilgilenmeye başladım. Televizyon işine çok kafayı takarsanız ciddi derecede hayattan kopmanız gerekiyor. Ben kafayı çok taktığım için hayattan kopmuş durumdayım. Bu kadar uğraşmazsanız başarılı olamazsınız. Bu kaygı ve stres kontrol edilmezse ciddi bir arıza yapabilir…

“Benim için geçerli değil. Çünkü aşırı iyimserim. Kendi kendime üzüntü değil, mutluluk üretirim. Hatta şuursuzluğa kadar varabilir bu durumum. İyibirşey yaptığıma inandığımda ekrana çıkarırım.” Rayting konusunu neden bu kadar kafaya takıyorsunuz?

Aslında inanılmaz bir kaygım yok. Çünkü kaliteli birşey yaptığın zaman eğer yaptığın işin arkasında durabiliryorsan benim için facia değil. O zaman “İyi birşey yaptık ama insanlar anlayamadılar.” derim.

Sizi en çok ne korkutur?

Bugün sokaktan geçerken biri; “Abi dün gece ne kadar da kötüydü.” desin ben intihar bile ederim. Onu duymamam lazım.

Hiç duymadınız mı bunu?

İnanmayacaksınız belki ama hayatım boyunca hiç duymadım.

Acun Firarda programında plajda kızlarla konuşan bir adamdınız. Sonra ne olduysa oldu bu program sizin imajınızı değiştirdi…

 Acun Firarda'daki ile 'Var mısın Yok musun'da çizdiğim tablo aynı değil. Aslında bu tamamen bulunduğum ortamdan kaynaklanıyor. Bir korku filmi seyrettiğinizde nasıl gülmezseniz, onun gibi. Plajda eğlenmeye gelmiş bir insan karşınızda duruyor ve kameranın da eşliğinde neşeli bir ortam oluşuyor. Bu programda ise yarışmacı yanında ve unutma ki o kişi para kazanmak için orada.

Yarışma neden bu kadar insanı içine alıyor?

Konseptin tamamen her yaşa hitap etmesiyle alâkalı. Futbolu sadece futbolu sevenler hoşlanır. Ama Türkiye'nin yüzde otuzu hiç futboldan hoşlanmıyor. Şimdi baktığımda yaşı benden oldukça büyük insanlar sokakta beni gördüklerinde sevdiklerini söylüyorlar.

Sizin gibi bir adam 106 ülke gezecek ve sonra stüdyoya kapanacak. Neden böyle bir tercih yaptınız?

106 ülkeden sonra hakikaten bitmiştim artık. Her hafta program yapmanın zorluğunu anlatamam. Mesela; Elsalvador'a gidiyorsunuz üç aktarmayla. Berbat bir yer çıkıyor karşınıza “Burada çekim yapamayız.” deyip tekrar üç aktarmayla geri gidip bir de kaset yetiştiriyorsunuz. Tabi ki çok eğlendim ama 150 bölüme kadar. Ama ikiyüz bölüme geldiğinde artık “Sevdiklerimi göremiyorum.” diyorsun. Stüdyoda arkadaşların yanında oluyor ve huzur içerisindesin. Benim için eve dönüş gibi oldu.

Peki işkolik misiniz?

Evet hem de fazlasıyla. Hatta zehirlenme olduğunu söyleyebilirim. (gülüşmeler)

Panzehiri?

Panzehiri yok. Ben bir şeyi ya çok iyi anlarım ya da hiç anlamam. İyi anladığım şeyler konusunda çok kafa yoruyorum. Televizyonculuk da benim için böyle. Bu konuda konuşabileceğim dört beş adam çıkar ancak. Mesela; sahilde yanlız bırakın beni kaçmaya başlarım. Çünkü kafamda devamlı birşeyler var ve kendimi onlardan kurtaramam. O yüzden yalnız kalamıyorum arkadaşlarımla beraber olmak zorundayım.

Cem Yılmaz yeni programda konuk jüri olacak

Yeni bir yarışma programına başlıyorsunuz. Cem Yılmaz'ın jüri üyesi olacağı söyleniyor…

Aslında bu konu basına yanlış yansıdı. Cem Yılmaz programa konuk juri olarak gelecek. Onunla yaptığımız programda çok iyi bir frekans yakaladık. Son bir ay içinde üç kez beraberdik. Normalde Cem'in nadir programa çıktığını görürsünüz. Ama ben onun kendisine layık göreceği bir ortamı hazırladım. Şimdi ise yarı finaller için konuk jüri olarak gelecek.

Nasıl bir proje?

Dünyanın en büyük yetenek yarışması. Bu yarışma Amerika'da ve İngiltere'de yapıldı. Çok değerli ve zor verilen bir format. Uzun zamandır peşindeydim yeni alabildik.

Riski nedir?

Batabilir, çünkü yeni bir programa başlıyorsun. Televizyon dünyasında yapılan 10 projenin 9 u batar.

Peki 'Var mısın Yok musun' yarışması devam edecek mi?

Ocak ayına kadar devam edecek. Sonrasında şartlar iyi olursa devam ettireceğim. Formatı dinlendirmek istiyorum. Yapılan iş özlensin istiyorum.

Başarınız ne kadar takdir edilse de mutlaka bir eleştirilen tarafı vardır. Nedir o?

Ben hiç eleştiri almadım açıkçası. Bir tek bazen giydiğim gömleği eleştirdiler o kadar. Ama eleştirenler elbette vardır. Bana gelip söylenen bir eleştiri yok.

Ya kendinize…

Rahatlığımı eleştiririm. Çünkü hayatım kendimi zor durumlara sokup sonrasında toparlamakla geçti. Mesela; her yere geç kalırım. Hayatımda hiçbir yere zamanında gitmedim. Bu röportaja bile 20 dakika geç kaldım. Bu biraz da iyimserliğimden kaynaklanıyor. Yarım saatte röportajı bitireceğimi düşünüyordum. Üst katta 10 kişi beni bekliyor. Bunlar üstesinden gelinebilir ama uçağa da geç kalıyorum.

Adrenalini seviyorsunuz belkide?

Evet aynen öyle. Başka bir neden bulamıyorum. Uçağın kapısına ayağımı koyup bindiğim çok oldu. Uçak körükten ayrılmış kapıyı vuruyorum hostes bana bakıyor, kapıyı açıyor ve ben biniyorum.

Bu adrenalin nelere mal oldu?

Motor kazalarıma. Üç defa ciddi kaza geçirdim. İkinci kazada 180 kilometre hızla öndeki arabaya vurdum ve motorun önü koptu. Ben dört şerit otobanda, trafik son hızıyla akarken havadaydım ve kendimle ilgili beş değerlendirme yaptım.

Acılar içindeyken onu nasıl düşündünüz?

Acı hissetmedim ki! Çünkü o esnada hem kaza anını görmezsiniz hem de acı hissetmezsiniz. Vücudunuzdan fazla adrenalin nedeniyle fişiniz çekiliyor ve elektriğiniz kesiliyor.

YAYIN TARİHİ: 12.07.2009