İKİDE BİR - AMİR ATEŞ

Beste yapmasaydım köy ağası olacaktım

Amir Ateş, önce hafız sonra besteci. Hafızlık onun ailesinde adeta bir gelenek. Ateş'in deyimiyle 'Dedelerden gelen silsile-i meratip'. Köyde dünyaya geldi, okul olmadığı için eğitimine devam edemedi. Hafız oldu, babası onun köy hocası olmasını isterken, o besteci oldu. İlk hayali radyolarda Kur'an okumaktı. Hayali gerçekleşti, sonra kendisinin bile tahmin etmediği bir noktaya geldi. Önce ilahi grubu kurdu, ardından bugün 2000 tane bestenin sahibi oldu. Pek çok sanatçı onun eserlerini seslendirdi. Ben Seni Unutmak İçin Sevmedim, Bir Goncaya Benzer Dudağın gibi bestelerle ün yaptı. Kültür Bakanlığı tarafından geçtiğimiz ay adına bir gece düzenlenen Amir Ateş ile demli bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Hafızlığı kimden devraldınız?

 

Babam ve dedem hafızdı. Dedelerden gelen bir silsile-i meratib diyebiliriz. Hem anne hem de baba tarafımda hafız var. Geleneği de en son ben devam ettirdim. Öğrenim hayatıma din eğitimiyle başladım. İzmit'in Kandıra ilçesinde eğitimimi tamamladım. Yüksek eğitimim için İstanbul'a gelerek birçok hocadan feyz aldım.

 

Kaç kardeşsiniz?

 

İki ablam var, en küçükleri benim. Evin içindeki tek hafız çocuk bendim.

 

Ailede hafız olmanın ne gibi bir önemi vardı?

 

Hafız olmamın sebebi sağlam bir din temeli almaktı.

 

Babanız ne işle iştigal ediyordu?

 

O iyi bir din adamıydı. Babam aynı zamanda sağlık memuruydu. Ayrıca köy hocası olduğundan sayılan ve sevilen birisiydi.

 

Babanız, sizin de kendisi gibi din adamı olmanızı ister miydi?

 

Ben köy çocuğu olarak yetiştim. O yüzden benim köy hocası olmamı istiyordu. Babamı küçük yaşta kaybettim.

 

Sizin hayaliniz neydi?

 

Ben de hep doktor olmak istedim, fakat olmadı. O dönemde, Cuma sabahları radyo programlarında Kur'ân okunurdu. Benim de küçük yaşlarda hayalim, bir gün radyoda Kur'ân okumaktı. Sonra mübarek gecelerde mevlitler okunmaya başladı. Mevlitler başladığında ben İstanbul'a gelmek üzereydim. Bir sonraki amacım da mevlithanlar gibi radyoda mevlit okumak oldu.

 

İstediğiniz oldu mu?

 

Yavaş yavaş ilahi meşklerine başladım. Sonra kendimi ağabeyim ve babam yaşındaki kişilerin idaresini üstlenen bir konumda buldum. O günlerde televizyon yeni açılmıştı. O zamanlar, televizyonun tek kanallıydı. Bana; "Sen Üsküdar Cemiyeti gibi bir yerin öğrencisisin, radyo ve televizyonda ilahi programları yapar mısın?" diye sordular.

 

Bu teklif geldiğinde kaç yaşındaydınız?

 

17 yaşlarındaydım.

 

Yetenekli miydiniz?

 

Doğrusunu isterseniz, fazla da yetenekli değildim. Fakat çok çalışkandım.

 

Neden ilk hayalinizi gerçekleştirip doktor olmadınız?

 

Benim çocukluğum döneminde köyümüzde ilkokul yoktu. Okulun olmaması benim için dezavantajdı. Eğer olsaydı, doktor ya da ilahiyatçı olacaktım. Nihat Erim, Turan Güneş gibi siyaset adamlarını örnek alıyordum. En çok saygı duydukları kişi de babamdı. Hatta bir ara onlar gibi olmak istediğim de olmuştur.

 

Yıllar geçtikten sonra siyaseti düşündünüz mü?

 

Bazı devlet adamları, partilerinde görev almam için teklif getirdiler.

 

Kimler teklif getirdi?

 

Süleyman Demirel, beni milletvekili listesine koymak istedi. Teşekkür ettim, ama kabul etmedim.

 

Neden?

 

Çünkü yıllar sonra olmak istediğimin, başka bir şey olduğunu anladım.

 

Sonra Üsküdar Musiki Cemiyeti'ni mi kurdunuz?

 

Cemiyetin ilk binasını ben kurmadım. Üsküdar Musiki Cemiyeti'ndeki ilk sekiz yılım, şimdi ki Üsküdar Müftülüğü olan bina da geçti. Cemiyetin kurucuları orayı bize bırakmak istediler, ancak ömürleri vefa etmedi. Sonra oradan çıkmak zorunda kaldık. Bir çok semt ve mahalle dolaştıktan sonra o zamanın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Haşim İşcan'dan otuz yıllık oturum izniyle burayı satın aldık ve binayı kurduk. Binanın temelini atanlar arasındayım.

 

Peki musikiyle nasıl tanıştınız?

 

Kur'ân-ı Kerim ve mevlit okuyarak. Çünkü musikinin ta kendisi Kur'ân'dır. Kur'ân'ı daha iyi okuma gayreti içine girince musiki denilen ilmi de öğrendim.

 

Babanızın musikiye bakışı nasıldı?

 

Babam sağken musiki denilen şey yaygın olmadığı için pek bilmiyordu. O zamanlar, daha çok şarkı ve türkü vardı. O yüzden musikiye başlayışıma tanıklık edemedi.

 

Sağ olsaydı ne düşünürdü?

 

Karşı çıkardı. Hatta çevremde tepki gösterenler oldu. Musikiye başladığım yıllarda bazı büyüklerim, "Aa sen ne yapıyorsun, ayıp değil mi? Sen bir hafızsın, hafız adam musiki ile meşgul olur mu?" dediler. Ben onları dinlemedim ve İstanbul'a geldim. Hem dinî hem de müzisyenlik yönü olan musikişinaslardan, musiki meşk etme fırsatı yakaladım. Mesela; Hafız Kemal Batanay, hem tamburi, hem hafız, hem bestekâr hem de hattattı. Benim eğitim aldığım kişiler, dört başı mamur, ilmî kişiliği olan kimselerdi.

 

Adıma şiir yazdılar beğenmedim

 

Besteleriniz hangi ortamlarda, nasıl ortaya çıkar?

 

Zaman içinde tecrübelendikçe duygu ve düşünceler değişir. İşte bestekârlık, her şeyden önce güzel hislere ve maneviyata tekâmül eden bir kavramdır. Allah'a inanmayan bir kişi de beste yapabilir. Fakat o cahil, ilhamın Allah'tan geldiğini bilemez. O yüzden kendisine mal eder. Hz Mevlana'nın bu konuyu anlatan bir cümlesi var: "Senin senliğinde, başka bir sen gizlidir. Gizlilik âleminde kendini bulup görebilen kişiye hayran olayım" diyor. Çünkü Allah o duyguyu herkese vermiş.

 

2000 besteyi ömrünüze nasıl sığdırdınız?

 

Bazen hiç ilham gelmez. Öyle bir hâle dalarsınız ki... Diyelim ki bir yere seyahate gittiniz, o kavram kafanızda devamlı vardır. Oralarda gördünüz şeylerden bir türlü fırsat bulup yoğunlaşamazsınız. Gece yakanıza yapışır. "Sabahtan beri benimle ilgilenmiyorsun" der. Peşini bırakmaz.

 

Besteyi mutlaka yapar mısınız?

 

Çok yorgun veya uykusuz değilsem yaparım. Uyurken hâlâ aklımdaysa uykumu böler, kalkar, beste yaparım.

 

Beste yaparken nasıl bir ruh halinde olursunuz?

 

Karamsarlık mani hallerden biridir. Hüzünlü ve üzgün olursunuz. Hatta ağlamaklı bir hal içinde bile olursunuz. O sırada ortaya çıkar.

 

Hangi bestelerinizin unutulmaz hikâyeleri vardır?

 

O kadar eser içinde hatırlamam mümkün değil. Münir Nurettin Selçuk'a, Zeki Müren'e, anneme, çocuklarıma, sevdiklerimize ithaf ettiğim bestelerim vardır. Mesela "Ben Seni Unutmak İçin Sevmedim" şarkısını, gençlik dönemimde yazdım. O zamanlar başımda kavak yelleri esiyordu.

 

Repertuarınız geniş mi?

 

Değil. Repertuarı tamamen sıfıra indirdim. Fakat bütün eserlerim notalanmış ve kayıt altına alınmıştır. 50 bestemi ezbere bilirim.

 

Bu kadar besteyi kime bırakmayı düşünüyorsunuz?

 

Milletime.

 

Ölümünüzden sonra sizi nasıl anmalarını istersiniz?

 

Onu ben bilemem ki... Neye müstahak isek, neyi başarabildiysek Rabbim o sıfatı nasip eder. Birkaç arkadaşa ricada bulundum. Onlardan ebedi hayata intikal ettikten sonra hayır dualarla anılmak istediğimi yansıtan bir güfte istedim. Bir iki bir şey yazdılar, beğenmedim.

 

Kendiniz yazmayı düşünmüyor musunuz?

 

Beste yapmaktan şiir yazmaya fırsatım olmuyor. Yazarsam beste yapamam. Şiir aslında beste kadar önemli bir şeydir, ama beste daha fazla uğraş ister. Bestenin içinde makam, usûl, yorum ve form vardır. Sesin belli kategorilerdeki duygu ve hissiyatı vardır. Türküyü de, şarkıyı da böyle vasıflandırırım. Türkü Çoban İsmail'dir, şarkı kasabadaki müzisyenler tarafından oluşturulmuştur.

 

Sizin için anma gecesi düzenlendi. Ne hissettiniz?

 

Bazen hiç duygusal olmam. Bazen de çok yoğun duygular içine girerim. Adeta kendimi kaybederim. O sırada cebimde ne var ne yok alsalar, ruhum bile duymaz. Eserlerim okunurken ben de öyle bir hal meydana geliyor.

 

Cemiyet yaşamınız nasıl gidiyor?

 

Burada saat üç ile beş arasında Meşk Korosu adı altında yaşı ilerlemiş kimselerden oluşan bir grubumuz var. Vaktiyle çok yetenekli olan kişiler, işleri gerekçesiyle yapamadıklarını emekli olup işlerini yoluna koyduktan sonra gerçekleştiriyorlar. Onlara imkân oluşturdum ve bu koroyu kurdum. İnsanlar mutlu oluyorlar.

 

Okusaydım TRT müdürü olmak isterdim

 

Musikinin dindışı bir uğraş olarak algılanmasından rahatsızsınız. Musikiye girmeden önce hafızdınız ve musiki denilen şeyle ilk defa tanışıyordunuz. O zamanlar musiki size din dışı geliyor muydu?

 

O düşünce de olanların sorularıyla sıkça muhatap oluyordum. Benim pek fazla karışanım yoktu. Bu nedenle ne yapacağıma rahat karar vermiştim. Mümkün olduğu kadar bu güzellikleri kaçırmamaya çalıştım. Zaten ilk yıllarımda Kur'ân'ın ve Mevlid-i Şeriflerin güzel sesle okunması gerektiğini bildiğim için musikinin çok yararlı olduğuna inandım.

 

Sizi tenkit mi ettiler, yoksa takdir mi?

 

Beni takdir edenler çoğunluktaydı. Televizyonlar çoğalmaya başlayınca bütün kanallardan teklifler aldım. Kandil programları için korolar istiyorlardı. Amir Ateş İlahi Korosu kurdum. O dönemlerde ilk olduğunu söyleyebilirim. Benim dışımda bir iki koro daha vardı. Biz, koroları geliştirme fırsatı bulduk.

 

Beste yapmaya ne zaman başladınız?

 

Üsküdar Musiki Cemiyeti'ne yeni girdiğim günlerde şiirler yazdım. O şiirleri daha sonra besteledim. İlk zamanlar, daha çok ilahi yazıyordum. Öğrencilik zamanında yaptığım ilahi bestesi, hala radyolarda çalınıyor. Sözleri Hacı Bayramı Veli Hazretlerine ait bir ilahi. O ilahinden sonra fıtratımda bestekârlığa yatkın bir hal olduğunu anladım.

 

Hafızlığın bestekârlığınıza katkısı oldu mu?

 

Muhakkak. Çünkü Kur'ân'ın sesle bir bağlantısı var. Ben beste yapmasaydım, köy ağası veya hoca olacaktım. Eğer bir insanın içinde cevher varsa muhakkak ortaya çıkar ve buna kimse engel olamaz.

 

"Bestelerimi yaparken abdest alırım" diyorsunuz. Yaptığınız besteleri ibadet olarak mı görürsünüz?

 

Tamamen. Güzel melodiler, Allah'ın varlığının ve birliğinin idraki için de meydana gelir. Rahmanî değil de şeytanî ise başka bir haliniz olur.

 

Klasik Türk Müziği'ne geçiş yaptıktan sonra ortama uyum sağlayabildiniz mi?

 

Pek zorlanmadım. Çünkü hangi ortamda olursam olayım, benim hafız olduğumu herkes bilirdi. Musikiye karşı olan temayülümü, gayet normal gördüm. Zira şimdiye kadar gelmiş geçmiş en büyük bestekâr, Hafız Sadettin Kaynak'tır. Dede Efendi ve Itrî ayarında, hatta bazı yönleriyle onların bile önüne geçmiş bir musikişinastı. İyi bir hafız, ilim adamı, edebiyatçı ve ilahiyatçıydı.

 

Bestekârlığınızın yanı sıra kendinizde geliştirmek istediğiniz bir yönünüz oldu mu?

 

Bunu çok düşündüm. Ancak benim bazı eksiklerim var. Okuyup akademik kariyer yapamadım. İlk ve ortaokul diplomamı dışarıdan sınava girerek aldım.

 

Diplomanız olsaydı ne yapmak isterdiniz?

 

TRT Müdürlüğü ya da bir üniversitede musiki dersleri vermek isterdim. Bazı konularda bilgim var, ancak eksikliklerim de var.

 

"Bir Kızıl Goncaya Benzer Dudağın" şarkısının, Peygamberimiz'e ithafen yazıldığı söyleniyor. Doğru mu?

 

Çok önemli bir hususa değindiniz. Bu şarkının şiiri, bir hocamızın kızı tarafından yazıldı. O şarkıyı sonra ben besteledim. Çıktığı andan itibaren çok sevildi. Önceleri buna anlam veremedim.

 

Neden?

 

Çünkü benim bu şarkımdan daha güzel bestelerim var. Bunun sebebini çok düşündüm. Bu beste bir yakınımın sekiz aylık bebeğini severken ortaya çıktı. Soranlara da bir bebeğe yaptığımı söylerdim.

 

Siz şiiri yazan kişiyle tanışıyor muydunuz?

 

Hayır. Şarkı gündeme geldikten iki yıl kadar önce, beni Avrupa'dan bir hanım aradı. Bana "Amir Bey, bu şarkının sözlerini Peygamber Efendimiz'e yazan Melek Hanım'la hiç tanıştınız mı?" dedi. Ben de "Hayır" dedim. Meğer o hanımefendi, o şiiri Peygamberimiz için yazmış. Sonra Melek Hanımefendi'nin küçük bir kitapçığını buldum. O kitapçığın içinde Mevlâna aşkını anlatan şiirler bulunuyordu. Beşeri bir aşkı anlatır gibi anlatmış. Şair, şiirlerini başka manalar çıkarılabilecek şekilde yazıyormuş. Fakat aslında Peygamberimiz'e ve Allah'a ithafen yazıyormuş. Şiirin manası, şairin gönlünde saklıdır. Şarkılar, ne kadar beşeri aşkı anlatır gibi gözükse de asıl manası farklı olabiliyor.

 

YAYIN TARİHİ: 06.05.2012

 

YENİ ŞAFAK