İKİDE BİR - ABDURRAHMAN ARSLAN

Özgürlükler toplumu dindarlaştırmadı

Başörtüsünün son on yılda kattetiği yol ve bu kadar konuşulur olması inanç enstrumanlarını aşındırdı. Yıllardır üzerinde konuşup esnettiğimiz bu konu ve yasaklara karşı verdiğimiz mücadele bir kenara, yasaksız bir hayatın karşısında ne kadar hazırlıklıyız? Ne umuyoruz? Bugün dindar kesim 21. yüzyılda geçmişten çok farklı bir yerde duruyor. Bize özendirilen ve idealize edilen modernitenin kurduğu tuzaklar karşısında ne yapacağız? Sosyalog Abdurrahman Arslan'a göre, içi boşaltılmış yeni bir dindarlık türüyle karşı karşıyayız. Peki dindarlar bu sınavı nasıl verecek?

Yaygın olarak kullanılan bir "Modern örtünme" tanımlaması var. Örtünmenin moderni olur mu?

Olamaz... Eğer "modern örtünme" derken ona bir anlam yükleniyorsa, bu örtünmenin içerik anlamında deformasyon vardır. Böyle bir anlam yükleyerek o kavramı kullanabiliriz ancak. Dolayısıyla belki şöyle söylemem mümkün; örtünme günümüzde modern kamusal alana katılmanın araçsallaştırılmış bir imkanıdır.

Yani örtünme kamusal alana katılmanın bir aracı mıdır?

Evet.

Örtü neden araçsallaştırıldı peki?

Kamusal alanın sorgulanması gerekiyor. Çünkü, bu kamusal alan İslam'a ait değil. Onun işlerliğini sağlayan temel dinamikler İslam'ın değerleri üzerinde seyretmiyor. Kamusal alan dediğiniz sadece herkesin birlikte olduğu yer değildir. Bir ilişkiler dünyasıdır. Dolayısıyla da bu ilişkilerin dünyasında hangi mantığın, değerlerin ve amaçların bu ilişkileri süreçlendirdiği bizi ilgilendirir.

Dindarların kamusal alanı sorgulamamasındaki sebep yasağı aşma arzusu olabilir mi?

Olabilir. Ama unutmayın, İslâm düşüncesi Kemalizm'in koyduğu yasakları aşma hususunda çok çaba sarf etmiştir. Bunda büyük nispette haklıdır. Fakat 21. Yüzyıldan itibaren haklılığını yitirmiştir. Başörtüsünü kamusal alanda yasaklayan modernitenin kendisi değildir. Müslümanlar bunu anlamak istemediler.

Neydi peki?

Bütün üçüncü dünya ülkelerinde gördüğümüz modernleştirici düşüncelerin ya da siyasetin sahibi bir düşüncenin bu anlamı içerisinde Kemalizm başörtüsünü yasaklamıştır. Yani Kemalist modernleşme mantığı ve siyaseti başörtüsünü ya da tesettürü kamusal alan içinde yasaklamıştır. Oysa şimdi kamusal alan giderek postmodern felsefe ve mantık tarafından şekillendiriliyor. Yeni bir bakıma moderniteyi daha doğru düzgün içselleştiremeden şimdi Postmondernite'nin inşa ettiği bir kamusal alan kültürüyle karşı karşıyayız. Böyle bir alanda zaten başörtüsünün yasak olarak düşünülmesi mümkün değil. Çünkü postmodernitenin felsefi temelleri buna müsait değildir. O tam tersi bir bilinçle açığını da kapalısını da çağırıyor. Tabiî ki bu evresel çağrının Müslümanı bekleyen tuzaklarının da bence farkında olmak gerekir.

‘Modern’ kavramına bilinçli olarak mı kötü anlam yükleniyor?

Elbette… Bunu bir oryantalist söylem olarak görüyorum. Tam tersine Müslümanlar da bu tuzağa düştü. Mesela dediler ki; "Kadın dört duvar arasında kalır". Müslüman kadın eğitim gördükçe; "Ben dört duvar arasında kalmadım ve kalmıyorum" dedi. Aslında karşıt bir oryantalist söylem üretildi. Şimdi Müslümanlar o duvarların arkasında olmadığının ispatına için çalışıyor, diplomasıyla ve eğitimiyle. Ama bu anlamda başörtüsü ait olduğu kökenden koparıldı. Hümanist bir temele oturtuldu.

Eğitimle ne ilgisi var?

Elbette ki var. Unutmayın neticede yedi yaşından itibaren modern bilginin eğitimi altında yaşıyoruz. Üstelik şu andaki haliyle -yeni kuşak için söylüyorum- görüntü kültürünün etkisindesiniz. Bizim zamanımızda görüntü kültürü pek yoktu. Dolayısıyla böyle bir bilinç, eğitim teknolojisi, kamusal alan, bunların hepsi birbirini tamamlayan unsurlar. Müslüman zihin artık ailede sosyalleşmiyor ki! Bu oryantalist söylemden beslenen bir eğitim. Yoksa eğitilmenin hiçbir mahzuru yok. Müslüman kadın dört duvar arasında kaldığına gerçekten inandı.

Ne yapmalıydı? Sorgulamalı mıydı?

Tabiî... "Ben gerçekten dört duvar arasında kalıyor muyum?" demeliydi. Çünkü dört duvar arası demek aynı zamanda mahremiyetin dünyası anlamına geliyor. "Biz dört duvar arasında değiliz" derken aslında karşıt söylemi üretiyorsunuz ve farkında olmadan mahremiyetin deforme olmasını kabullenmek anlamına geliyor.

Yasaklar üzerine konuşulan bir din var. Kamusal alan, başörtüsü yasağı gibi...Bunlar konuşulurken aslında Müslümanlar neyi kaçırıyor?

Dünya geneli toplumun yeniden kurulması üzerine konuşuyor. Toplumu nasıl kuracağız? Toplum çözüldü. Artık insanların birlikteliği söz konusu değil. Atomize olduk.

Peki yeniden nasıl bir araya gelebilir?

Özgürlüklerimizi muhafaza ederek. Çünkü 21. yüzyıl birçok şeyin çözüldüğü ama bazı şeylerin yeniden nasıl kurulacağının arayışı içinde olduğu bir yüzyıl. Peki Müslümanlar nerede? Bilginin mahiyetinin tartışıldığı bir dünyada Müslümanlar eğer kamusal alanı ve bilginin mahiyetini konuşmuyorsa ne yapıyorlardır?

Sizce?

Boş yere bir film seyrediyorlardır. O zaman ne için üniversitede okuyoruz ki? Bugün çağımızın temel felsefî sorunları bunlar. Ne kadar bu aktüaliteyle gideceğiz, ya da hayatımızı nereye kadar götürebileceğiz?

Dindar kesim bu endişeyi taşıyor mu?

Büyük oranda yok. Dindar kesimin zihninin kıblesi kaybolmuş durumdadır. Bu geçiş süreçlerin getirdiği bir sorun da olabilir tabiî. Kentleşme, kapitalizme yeniden bir geçiş. Bu dünya hakkında çok bilgi sahibi değiliz. Ama bu dünyanın bir yönüyle sahte bir özgürlük bahşediş biçimi var. Bu da bizim hoşumuza gidiyor.

Dindar kesim bir yanlış yaptığında kolayca eleştiriye maruz kalıyor. Bunun sebebi; "ideal olan bizim yaptığımız" iddiası mı?

Evet. Burada iki boyutlu bir hadiseyle karşı karşıya... Biri, karşıdaki eleştiriyi yapanın niyeti iyi değil. Ama aynı zamanda da bizim teorik ve pratik arasındaki tutarlılığımızın ortadan kalktığına işaret ediyor. Bundan dolayı da o ilişki kopmuşsa sizi tenkit ediyorlar. Bu kötü niyetli de olabilir, iyi niyetli de. Önemli olan o ilişkinin kopmaması için mücadele etmek.

Bunu yapmak ne kadar mümkün?

21. yüzyılda fazlasıyla zor. Ama gündelik hayatın pratiği içerisinde olarak yaptığımız amellerde ahlâklı olmak durumundayız. Eğer siz İslâm'ın ahlâkına uygun davranmıyorsanız başkaları, iyi ya da kötü niyetle sizi tenkit ederler. Bence bundan hiç gocunmamak lazım... Esas gocunulması gereken şey şu; "biz kendimiz için gerçekten o amelle iman tutarlılığını başarabiliyor muyuz? Başarmamız gerekir." diye düşünmemiz lazım. Bu bizi İslâm'ın ilkelerine itip kendimizi yeniden test etme imkânı sağlar.

Dindar insanın modernizmin getirdiği olumsuzluklara karşı direnci mi azaldı?

Evet orası kesin... Müslüman zihnen bir "Ali Cengiz" oyunu oynadı. İslâm'ın övdüğü ticaretle kapitalizmin ticaretini birbirine karıştırdık. Belki bu bilinçli olmadı ama yer yüzünün yoksulları ve ezilenleri için çok kötü bir şey. Çünkü aksini yapsaydı sistemi sorgulayacaktı. Bu da yoksulların hakkıdır bence. Bunu yapan bir insan ancak yoksulların hakkını koruyabilir. Liberalizimle birlikte gelen çok adaletsiz bir dünya var karşımızda. Eskiden eşitlik ideolojisi vardı. Ama artık postmodernitede eşitlikte yok. Ne yapacağız?

Herkes kendi başına ayakta duracak...

Evet… Peki kim adâletin sesi olacak? Adâletin sesi olmak kolay değil. Biz imtihân oluyoruz. Ama bu çok zor bir imtihândır. Allah yardımcımız olsun.

Peki dindar kesim dönüşüme uğradı mı?

Elbette… Şu anda yeni bir dindarlık türüyle karşı karşıyayız. Müslümanlar bunu pek dikkate almıyorlar. 1400 yıllık dini yaşama biçimimizde ciddi bir şekilde sapma oldu.

Aslında bu yasaklarla dönüşen bir süreç değil mi?

Hayır. Sadece yasak değil ve bazılarının dediği gibi 28 Şubat'la da alâkalı değil. Müslümanlar böyle bir noktaya zaten gelmişlerdi. 28 Şubat, içten içe cereyan eden bir değişimin meşrûiyet bularak dışarıya çıkmasıydı. Zorla baskıyla baş açtırılması bir dönüşme değildir. Kandırmayalım birbirimizi... Fakat, Kemalizm inadına bu devam ediyor. Bunu bir kazanım olarak görüyoruz. Hayır, bir kazanım değil… Uzun süredir ‘Post Kemalist’ bir dönemde yaşıyoruz. Kemalist ideolojiye karşıt bir tavır geliştiriceksek bu yanlış bir hedeftir. Müslümanların çok daha ciddi hedeflerinin olması gerekiyor.

Ne zaman başladı bu süreç?

Türkiye'deki tecrübe 1950'li yıllarında başladı. Oruç tuttuklarında zamanlarını mümkün olduğu kadar evde ve cami de geçirdikleri zaman. Sokakta değil.

Dindarların içinde ki bu çözülme medrese kültüründen uzaklaşmasıyla mı ortaya çıktı?

Tabii ki olabilir. Yaşadığımız modern dünyanın çok güçlü dönüştürücü unsurları var. Müslümanların elindeki en önemli imkân, ilim gelenekleridir. Müslümanlar bu ilim geleneklerini devam ettiremediler. Bunu söylerken modern bilgiden farklı bir bilgi biçimine işaret etmek istiyorum. Bir defa bu bilgi biçimini üretecek kurumlar yok artık. Mevcutlar da çözülüyor.

MÜSLÜMANLARIN KENDİLERİNE AİT EĞLENCE KÜLTÜRÜ YOK

Modern dünyanın cazip hale getirdiği bir yaşam biçimi var. Kayak yapmak, enstrüman çalmak, şarkı söylemek, ata binmek gibi... Hangi taraf diğerine uyum sağlıyor?

Müslümanlar kendi yaşam biçimlerini ve düşüncelerini ‘ötekiler’ üzerinden kuruyorlar. Bu da Müslümanları taklit pozisyonuna sokuyor. Bir kaç yıl önce bir Müslüman ülkede tesettürlü bir jokey bayan ata binmiş ve yarışlara katılıyor. Bu şart mıdır?

İslâm neden modern anlamda bir eğlence kültürü üretmedi? Bu Müslümanların kabiyetsizliği yüzünden mi yoksa İslâm bu konuda daha hassas olduğu için mi?

Müslümanlar, bunu geçmişteki Müslümanlar'ın kabiliyetsizliğine bağladılar. Ancak dünyayı eğlence aracına dönüştüren dönem Rönesans sonrasıdır. Bu kültür büyük oranda insan nefsi ve haz üzerine kurulmuştur. Müslümanlar şimdi onların ürettiği eğlence kültürüne tesettürlü katılıyor. Böyle bir taklitçi zihniyete saygı duyulabilir mi? Müslümanlar 60'lardan itibaren kadın yada erkek olarak orjinal birşey üretemiyorlar artık. Çünkü köklerinden koptular.

Size göre Müslümanlar üretemedikleri için mi batıyı refans alıyor?

Bugünlerin en popüler konusu sanat... Neden İslâm'daki sanatı konuşmuyoruz? İslâm neye güzel diyor? Bu güzellik kavramı üzerine konuştuk mu? Ben başkalarının sanat dediğine sanat felsefe dediğine felsefe demek zorunda mıyım? Ben mecbur muyum batı gibi felsefe yapmaya. Batının felsefesi ve sanat anlayışı kendisine aittir. Ama benim onun taship edeceğim boyutları vardır etmeyeceğim boyutları vardır. Çünkü benim için güzellik kavramı başka bir ontolojik zemin üzerinde kurulmuştur. Yeni kuşak bunlarla neden ilgilenmiyor?

Toplumun bir kesiminde; "Bugün başörtülü giren yarın peçeyle okula girer" endişesi var. Özgürlüklerin orta yolu olur mu?

Olmaz. Birini özgür bırakırken diğerini de kural getirip yasaklayacaksınız. Bu hal içerisinde bir ortayol bulmak çok zor. Ama belki şunu diyebiliriz; peçenin takıldığı yerler vardır, takılmadığı yerler vardır. Bizim geçmişimizde peçe vardı. Ama şuan çok yaygın olmadığı için isterse çarşafla veya normal şekilde girebilmelidir. Öbür türlü tanımlanmış bir özgürlük olur ki onu nasıl özgürlük sayacaksınız? "Şu anda ayrımcılığa karşıyız" diyorsunuz. Yarın aynı şekilde çarşaflıyı yasaklarlarsa diyecek ki "Hani ayrımcılığa karşıydık"?

Özgürlüklerin kazanılması toplumu daha dindar yapar mı?

Hem yapar hem yapmaz. Eğer modern dönem içindeki tecrübeden hareket ederek konuşursak tam aksi oldu. Özgürlükler artarken bile dindarlaşma olmadı. Batıdaki tecrübe bu. Türkiye'deki tecrübeye baktığımızda ise kim diyor ki dindarlaşma artıyor? Yeni bir dindarlaşma ile karşı karşıyayız. Belki dindarlaşma ama içi boşaltılmış bir dindarlaşma.

DİN VE GELENEK OLMADAN MODERNLİK OLMAZ

Dindar kesim kendi elitini oluşturdu mu?

Oluşmuş bir dindar elit var.

Peki 'elit' kavramı dindarlıkla bağdaşır mı?

Dindarlıktan bir elit oluşturmayı kastediyorsanız İslam buna cevaz vermez. Bizim "Havas" ve "Avam" kavramlarımız vardır. Sınıfsal bir temele oturur, iktisadi bir temeli yoktur. Buradaki aynı ontolojik düzlemi paylaşırlar. Sadece bilgi düzeyi anlamındaki bir farklılığa işaret eder. Oysa batı da elit, sınıfsal bir farklılığa işaret eder. Dolayısıyla İslâm'ın dediği muttakîlik anlamında konuşursak, elitin yetişmesine İslâm cevaz vermez. Ama modernleşme sürecinde dindar elit oluştu.

Dindarlık bu süreçten nasıl etkileniyor?

Olumsuz. Dindarlık zarar görüyor. Çünkü nesneleştirilmiştir artık özne değildir. Zaten batıda da modernleşme böyle başlamıştır. Batı da modernleşme din ve gelenek ile oluştu. Din ve gelenek olmadan modernlik olmaz. Kemalizmin en büyük başarısızlığı buradan geliyor. O sebeple modernizm yeni başlıyor. Müslüman'ın moderniteyi içselleştirmesiyle ortaya çıkan süreç bu. Bu anlamıyla bir sentez. Fakat sentez yapım aşamasında, henüz yapılmış değil.