ANTİKA FUARI

Gelecek yüz yılda antika olacak mı?

Eşyalar üzerinden zamanı okuduğunuzda teknolojinin, ona bağlı olarak kültürün ne kadar değiştiğini de görüyoruz. “Kullan değiştir, kullan at” yaklaşımı kültürümüzü nasıl yansıyor? Eşya bir medeniyetin kültür taşıyıcısıdır. Bundan yıllar sonra eşyanın aracılık ettiği medeniyetimizden geriye ne kalacak?  2000’lerde doğan nesil, torunlarına, onların çocuklarına aktarabileceği bir antika olacak mı?

KÜBRA SÖNMEZIŞIK

Geçtiğimiz ay, Türkiye’de bir ilk gerçekleştirildi ve iki yüz antikacı tarihi Sirkeci Garı’nda bir araya geldi. Engelsiz Yaşam Federasyonu ve Golden Horn işbirliği ile açılan ‘Golden Horn Antika Fuarı', kültürel değişimi gözlemek ve hikayeler dinlemek için  güzel bir fırsattı. Fuarda 100 yıl önce kullanılan mobilyalar, daktilolar, paralar, gazeteler, sandıklar, oyuncaklar,  fotoğraf ve plaklara kadar yüzlerce antika parçası yer alıyordu.  Eski plaklardan çıkan şarkılar eşliğinde stantları gezerken, geçmiş zaman mı geri geldi yoksa ben  mi geçmişe gittim ayırt edemiyordum. Şamdanlar, bakır eşyalar, fotoğraflar, bavullar, kıvırcık kablolu masa telefonları, kumbaralar ve el dikiş makineleri… Hepsinin bir hikâyesi ve yaşanmışlığı vardı. Üzerinden ne hikâyeler geçmişti kim bilir? Her biri başka serüvendi.

ÇOCUKLUĞUMUZDAN KALMA BANKA KUMBARALARI

Antikayı diğer eşyalardan ayıran hangi zamanda ve kimin tarafından kullanıldığıdır. Antikalar arasında dolaşırken  1940’lardan kalma Ermeni ve Rum gelinlerinin evlenirken başlarına taktıkları düğün taçlarına rastladım. Özellikle ilginç hikayeleri olan eşyaları merak ediyordum. Antikacı elinde bakır bir tabak tutuyordu. Tabağın üzerinde Osmanlıca rakam ve isim yazıyordu. Daha önce hiç böyle bir şey görmemiştim. Tabak 1880 yılına aitti. Tabağın hikayesini anlatayım;  Osmanlı döneminde tabak yetişmediğinde, komşular  evlerinden kendi tabaklarını verirlermiş. Tabaklar karışmasın diye bakır tabağın üzerine isim ve tarih kazırlarmış. Çok akıllıca bir yöntem değil mi? Geleneksel hale getirilebilirmiş. Dikkatimi çeken bir  başka eşya da, çocukluğumuzda sahip olmak istediğimiz banka kumbaraları. Bilenler bilir 80’lerde bankalar kumbara verirlerdi. Onların içinde para biriktirmek adeta bir ritüel gibiydi.

ORHAN TÜRKER’İN ÇANTASI

Fuarda karşıma çıkan eşyalardan bir diğeri gazeteci Orhan Türker’in kendi adını taşıyan deri fotoğraf  makinesi çantasıydı. İçinde fotoğraf makinesi yoktu.  İstanbul’un kadim semtlerinin monografilerini yazan araştırmacı-yazar ve rehber olan Türker’in fotoğraf makinesini antika fuarında rastlamak ilginçti. Kim bilir o çanta hangi, ülkeleri dolaşmış, hangi olaylara tanık olmuştu. O çantayı antikacıya getiren öykü neydi? Kim bilir belki bizim de yıllar sonra bir eşyamız, bir antikacının eline geçebilirdi. Kaybolan anılarınızın ve eşyalarınızın hiç tanımadığınız birinin evinde olduğunu düşünün… Orhan Türker çöpe attığı çantasının günün birinde antikacının eline geçeceğini düşünür müydü? Tüm bu eski eşyalar, anlatılan hikayeler bana eşyanın hayatımızdaki yerini sorgulatıyor. Eşya neydi? Eşya, türlü amaçlarla kullanılan, insan eliyle yapılmış ve taşınabilir cansız varlıkların ortak adı mıydı? Sahi kelimenin tam anlamıyla aslında onlar cansız varlıklar mıydı? Evet canlı gibi nefes alıp veremiyor, düşünemiyor, hareket edemiyordu.  Fakat pekâlâ eşya,  zaman taşıyıcısı, dönemin aktarıcısı,  tarihi sembollerdi. Bu öyle önemliydi ki,  bin yıl önceki yaşamdan bize izler sunuyor, kültürel, toplumsal ve siyasi veriler taşıyordu. O yüzden eskidikçe değer kazanıyordu.  Canlı değildi belki ama insandan insana, kuşaktan kuşağa varlığını sürdürüyordu. Geçmişten günümüze bize aktarılan pek çok eşya aslında kişisel mirastı. Bu mirası koruyanlar dikkat ederseniz, evdeki objelere eşya gibi değil, evin bir ferdi gibi yaklaşıp, ünsiyet kurduklarını görürsünüz. Bu insanlar için eşya sıradan kullanılabilir metanın  ötesinde yaşamın tanığıdır. Değerli eşya dendiğinde aklımıza ne geliyor? Pahalı ve eski olması mı yoksa kimin ne zaman kullandığı mı? Değerli eşya hiç kuşkusuz bu özelliklerin hepsini içinde barındırır.

EŞYAYLA ÜNSİYET KURAMIYORUZ

Eşyalar üzerinden zamanı okuduğunuzda teknolojinin, ona bağlı olarak kültürün ne kadar değiştiğini de görebiliyorsunuz. Yaşam ritüellerimiz giderek değişiyor. Öyle ki, eşyaya verdiğimiz hürmet ve kıymette gittikçe azalıyor. Tüketici kimliğini çok çabuk benimsedik. Reklamlar, bize hep ‘yeni’ olanı cazip hale getirerek eskinin ‘değişmesi’ veya atılması gerektiği algısını zihinlerimize yerleştiriyor. Üstelik bu eşyalar  sadece bir yıl kullanabilecek  düşük kalite de üretiliyor. Tükettiğimiz eşyaların kalitesi giderek düşüyor. Peki ne kalacak bu tür bir hayattan bize geriye? Artık kimse eşyanın  uzun ömürlü olmasına bakmıyor. 2000’lerde doğan nesil, torunlarına onların çocuklarına aktarabileceği bir antika olacak mı? Her şeyi bir diğer yenisiyle değiştirdiğimiz,  ‘Yeni’ olanın ‘eski’ olandan çok daha değerli olduğu bir çağdayız. Akıllı telefonlarımızı bir üst modeliyle ‘yeni’liyor, mobilyalarımızı uzun ömürlü değil de anlık ihtiyaçlarımıza cevap veren özelliklerde seçiyor ve ona göre muhafaza ediyoruz.  Anısı olabilecek eşyaları bile hayatımızdan çıkarabiliyoruz. Neden eşya ile ünsiyet kuramıyoruz?  Eşyaya “Kullan değiştir, kullan at” yaklaşımı kültürümüzü nasıl yansıyor? Eşya bir medeniyetin kültür taşıyıcısıdır. Bundan yıllar sonra eşyanın aracılık ettiği medeniyetimizden geriye ne kalacak?  Bunu yaşayarak göreceğiz.

KUTU…

Engelsiz Yaşam Federasyonu ve Golden Horn işbirliği ile Sirkeci Garı’nda 2- 10 Temmuz tarihleri arasında antika severlerle buluşan  ‘Golden Horn Antika Fuarı',  farklı semtlerde de açılacak. Kaybolmuş anılarınız ve eşyalarınız varsa Golden Horn fuarlarını takip edebilirsiniz.