EDA KARAYTUĞ-GÖKSEL BAKTAGİR

Solist Eda Karaytuğ, kanun sanatçısı Göksel Baktagir, 17 yıldır birlikte sahneye çıkıyor. Tanıştıkları andan itibaren ayrılmayan ikili zaman içinde öyle bir uyum yakalamışlar ki konuşmadan da anlaşabiliyor. Aynı zamanda çok da iyi dost olan ikili kendilerini 'iki kişilik orkestrayız' diye tanımlıyor.

BÜŞRA SÖNMEZIŞIK

 

İkisi de Klasik Türk Müziği sanatçısı. Her kesimden dinleyicisi olan ve sahne performanslarıyla kendilerine hayran bırakan Eda Karaytuğ ve kanun sanatçısı Göksel Baktagir'den bahsediyoruz. Aralarındaki uyuma şaşırmamak elde değil. Biri konuşurken diğeri sözünü tamamlıyor. Empatileri güçlü, ikiz gibiler. Samimi, içten tavırlarıyla zaman içinde örnek bir ikili olmuşlar. İkisi de yeni albümle ve 8 Mart için 7 Cihan Kadınları adı verdikleri sürpriz projeyle geliyor. Bizde aralarındaki bu muhteşem uyumu ve arkadaşlıklarını konuştuk.

 

Nasıl bir araya geldiniz?

 

Göksel Baktagir: İlk tanışmamız 1997 yıllarına rastlıyor. Benim şu anda bağlı bulunduğum Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu'na kendisi geçici görevle gelmişti. Ben o dönem sanat kurulundaydım ve biraz ön yargıyla Eda'ya yaklaştım. (gülüyor)

 

Eda Karaytuğ: Sorguya çekildim, 'neden geldiniz?' dendi bana! (gülüyor)

 

Aa neden?

 

Baktagir: Bizim topluluğumuzun kurucusu kıymetli hocamız Necdet Yaşar döneminde hiçbir zaman koro olmayı hedeflemeyen bir topluluk yapısını koruyordu. Türk müziği de aslında geleneğine uygun daha küçük topluluklarla icra edilen bir müzik türü. Ruhun daha ön planda olduğu az saz ve daha az sesli yapısını korumaya çalışıyordu. Tabi ki yıllar içinde bizim topluluğumuza gelenlerde artış oldu. O yüzden Eda'ya başlangıçta bir ön yargı vardı. Fakat sonrasında birbirimizi daha iyi değerlendirme fırsatı bulduk. Aslında topluluğumuz için önemli bir ses sanatkârı olduğunu anlamış olduk.

 

GÜZEL BİR ORTAMA GİRDİM

 

Göksel beyden rol çalayım; İstanbul'a neden geldiniz?

 

Karaytuğ: İdealist yaklaşıldığında benim için İstanbul ulaşılmaz bir yerdi. Böyle bir imkân olunca da büyük bir umutla geldim. Ama geldiğimde gördüm ki bambaşka bir ortam var. Ama şu an biz de azınlıkta bir topluluk olduğumuzdan bunun ne demek olduğunu daha iyi anlıyorum. Çünkü bir misyonunuz oluyor. İsmini duymadığın bilmediğin insanlar geliyor. Dolayısıyla böyle bir kaygı olması çok normal. Birbirimizi tanıdıktan kısa bir süre sonra alıştım. Başta çok şaşırmıştım. Bana 'Nereden geldiniz? Aileniz nerede oturuyor?' gibi sorular sormuştu. Göksel sesimi dinledikten ve tanıdıktan sonra da tam aksine sahiplenmeye başladılar. Kendimi güzel bir ortamın içinde buldum.

 

Baktagir: Bekir Sıtkı Sezgin, Cinuçen Tanrıkorur, Alâeddin Yavaşça, İhsan Özgen ve Necdet Yaşar. Her çalışmamız hepimizin için bir sınavdı. Topluluğumuzun yapısına uyacak mı diye Eda'yı kendi usulümüzce sınav yaptık. Ancak üslup ve kalbî yorumuna şahit olmamız kendisine dair önyargımızı kırdı. (gülüşmeler)

 

Nasıl sınav?

 

Karaytuğ: Beni evlerine davet ettiler. Orada bir eser okumam istendi. Bir gazel okumuştum.

 

Baktagir: Kısa bir süre içinde biz Eda'nın uygun bir ses olduğunu da anladık.

 

HATAYI BİLE AYNI ANDA YAPIYORUZ

 

Aranızda dostluk mu yoksa çalışma arkadaşlığı mı, hangisi daha ön planda?

 

Karaytuğ: Allah herkese böyle bir dostluk nasip etsin. Dostluğumuz, ailece görüşmelerimiz ve bunun yanında bizim zaten bir birlikteliğimiz de var. Ben Göksel'le sahnede bir şarkı okurken çok rahat ediyorum. Duygularımı çok rahat aktarıyorum.

 

Baktagir: Birlikte çalıştığınız bazı arkadaşlarla diğerlerine oranla daha fazla uyum sağlarsınız. Bizim Eda ile aramızda çok güzel bir uyum var. Bazen öyle oluyor ki o gönül beraberliğin etkisiyle bir neredeyse hatayı bile aynı anda yapar hale geliyorsunuz. Bu ancak gönül buluşmasıyla oluyor.

 

Bunun nedeni birbirinizi iyi tanımanız mı yoksa dokunun tutması mı?

 

Karaytuğ: Müzik zevkimizin ve tarzımızın uyuşması da buna büyük bir etken. Müziğe bakış açımız da birbirine benziyor. Göksel'in müziğe bakışını çok beğeniyorum. Kesinlikle bağnaz bakmıyor. Klasik Türk müziği sanatçısı sadece tek tip eserler söyler gibi bir inanış var. Oysa dünya değişiyor, her şey değişiyor. Bu inanış da değişmeli. Bağlı olduğum topluluk, Devlet Türk Müziği Araştırma ve Uygulama Topluluğu. Fakat bu demek değil ki hep klasikte kalacağım. Bu insanın elini kolunu bağlayan bir şey.

 

Baktagir: Ben bir enstrüman icracısı olarak, yıllar içerisinde o enstrümanı aşmak adına çok ciddi bir süreçten geçtim. Bir süre sonra sazınızla boğuşmak yerine onunla sohbet eder hale geliyorsunuz. İnsan sesi aslında en gelişmiş enstrümanımızdır. O hançereyi işletmek için ayrı bir meziyet gerekir. Sevgili Eda'nın bu konuda materyali çok iyi. Benim enstrümanda yaptığım şeyleri hançeresiyle yapması aramızdaki uyumun nedeni.

 

Kendinizi grup olarak görüyor musunuz?

 

Baktagir: İki kişilik orkestra gibi grubuz (gülüyorlar...)

 

Gruplar bile bir süre sonra dağılıyorlar. İşin sırrı nerede sizce?

 

Karaytuğ: Herşeyden önce dost olabilmek sanırım işin sırrı.

 

Sakinliği delirtiyor

 

Çalışmaya başlamadan önce birbirinizi seçtiniz mi?

 

Baktagir: Benim enstrümanda yapmaya çalıştığım o tınıları gönül sesi olarak tanımladığım bir ses aradım. Eda'yla birbirimizi keşfettikten sonra beni en cezbeden yanı o oldu. Aslında bu da bir süreç. Her sanatkârın zaman içinde üslubu gelişiyor. Biz birbirimizi keşfettikten sonra Eda'da hangi eserler ve makamlar güzel durur bunun üzerinde durduk. Her eseri yorumlamak değil, bize yakışını sunduğumuzda insanların gönlüne nasıl devam edebiliriz seçiciliğiyle yolumuza devam etmiş olduk.

 

Karaytuğ: Albüm repertuarında da olmasın dediğimiz hiçbir şey olmadı. Ya benim çok beğendiğimi önüme koymuştur veya onun çok beğeneceği bir şeyi ben ona söylemişimdir. Bunu yaparken birbirimizden haberimiz yoktur.

 

Müzikte bir ikizlik var mı?

 

Karaytuğ: Bence var.

 

Baktagir: Tarihte bunun gibi örnekler var. Necdet Yaşar tarihte pek çok değerli müzisyenle bir araya gelmişti. Fakat Niyazi Sayın'la bir araya geldiklerinde çok iyi bir ikili olmuşlardı ki tarihe geçmişlerdi. Bizim makamsal müziğimizin içinde özellikle o ince tınılar harmanlanıyor fakat bir o kadar sadelik ve derinlik içinde olması için kendi egolarından arınması gerekiyor ve sanata hizmet etmesi gerekiyor. Orada artık sizi aşması gerekiyor. O ahenk ise insanlara çok güzel yansıyor.

 

İşin mutfağındayken nasılsınız? Provalarda, sahne arkasında?

 

Baktagir: Genel olarak eğlencelidir. Çok gerilmeyiz çalışırken. Ben genellikle konser öncesinde olmaması gereken küçük hatalar provalarda ortaya çıktığında o zaman ben biraz geriliyorum.

 

Eda hanım siz daha rahat görünüyorsunuz…

 

Karaytuğ: Öyle görünüyorum ama içimde rahat değilim. (Gülüyor) sahnede prova yapmayı sevmiyorum. Konser sırasında konsantre oluyorum.

 

Baktagir: Eda'nın en büyük takıntısı şudur; mikrofonla prova yaptığımızda monitörden duyduğu sesi hiçbir şekilde sevmez. 'Olmadı der' herkes ne yapacağını şaşırır. Ne zaman prova yapsak 'Çok kötü geliyor Göksel' demeye başlıyor. Bir de ses sanatçılarının ikinci bir takıntısı da şudur; hiçbir şey olmasa bile biraz hastayım derler. (gülüyoruz)

 

Karaytuğ: Ben o kadar değilim! (gülüyor) her zaman değil. Bazen rahat bazen gergin geçiyor programlar. Göksel çok soğukkanlıdır.

 

Göksel beyi nasıl tarif edersiniz?

 

Karaytuğ: Çok soğukkanlı ve sakindir. Bu sakinlik insanı delirtebilir. Biz Göksel'le Atina'ya konsere gitmiştik. Ofis ve ev aynı yerdeydi. Birlikte kaldığımız ev sahibinin büyük bir kedisi var. Hazırlandık prova yapacağız. O esnada kedi, gelip kucağıma tırnaklarını geçirerek çıktı. Ben 'Göksel al şu kediyi!' diye sesleniyorum ve çok paniklemiştim ancak Göksel sakin bir şekilde akordunu yaparken 'Kedi seni sevmiştir bir şey yapmaz' dedi ve hiçbir eylemde bulunmadı. O kadar sakindir yani. Pes dedim başka bir şey de demedim.

 

Baktagir: Eda paniktir. (gülüyoruz)

 

Eda'yı sert eleştiririm

 

Birbirinizde tahammül edemediğiniz bir şey var mı? 

 

Baktagir: Eda'nın muhalefet olmayan uzlaşmacı yapısını seviyorum ancak kimseye hayır diyemeyen yapısı gereği birçok programa dahil olduğunda özel projelerde uykusunu alamamış Eda ile karşılaştığımda kendisini çok ağır eleştirdiğim olmuştur.

 

Karaytuğ: O kadar da değil Göksel (gülüşmeler...) bir defa olmuştur ama şu bir gerçek ki Göksel arı gibi çalışır, projeler üretir bu yönünü, üretkenliğini çok seviyorum ama eleştirilerini de bazen çok keskin yapıyor.

 

Aranızda çekememezlik olur mu?

 

Karaytuğ: Tam aksine kıskanmak değil, büyük bir takdir duygusuyla birbirimizin verimliliğini arttırmak ve paylaşmak adına gayretimiz oluyor. Misal benim bir konserimde Göksel'e hep söylerim; aralarda senin saz eserlerini kat diye ve Göksel de bende çok yakışacak ve dinleyenlerde etki bırakacak eserleri katar repertuara.

 

Hangi taraf daha özverili?

 

Baktagir: Müzik bir paylaşım ve elekten geçmiş ince duyguların paylaşımı. Bu manada estetik sunum için gerekli alt yapının daha sağlam temellere oturması için parçaları enstrümanlar için düzenliyorum ve sonrasında ilk önce Eda ile birlikte yorumluyor, notlar alıyoruz. Sonuçta her ikimiz de daha güzelini hedefleyerek özveriyle çalışıyoruz.

 

İşin sırrı iyi dost olmakta

 

Birbirinizi tenkid ediyor musunuz? Hanginiz bağcıyı döver?

 

Baktagir: Ben çok ederim. Ben kendimi de çok eleştiririm. Ben Eda'da var olan materyali görüyorum. O anda çok daha düşük bir şey çıkıyorsa eleştirilerim keskin oluyor.

 

Karaytuğ: Yapabildiğim şeyler hususunda yapmamama kızıyor. Her yerde söylüyorum; Göksel iyi ki var. Türk müziğinin birçok formunu onun sayesinde okudum. O duyguları ve yeteneği var olan bendekileri ortaya çıkartmamı sağladı.

 

Eda hanımın 'Gönülden' albümünün repertuarını siz oluşturdunuz…

 

Baktagir: Ama o kadar güzel bir tasarım oldu ki o… Belki biraz gecikmeli çıktı ama güzel oldu. Biz o albümü çok öncesinden planlamıştık. O albümü yaparken sadece dinleme üzerine bir albüm tasarlamadım. Unutulmaya yüz tutmuş bir gazel formunu da alıp albüme koyduk. Sahneyi albüme getirmiş gibi olduk.

 

Karaytuğ: Albümdeki parçalar o dönemde okuduğum dilime doladığım bir repertuardan oluşuyor. Planlı değil gerçekten samimi bir albüm oldu. Seyircilerin çok etkisi oldu.