NURSEN-GÜVENÇ GÜVEN

Nursen ve Güvenç Güven çifti yıllardır birlikte kalem işi ve çini sanatını icra ediyorlar. Selimiye camisinin restorasyonu sırasında tanışan çift o gün bu gündür birbirlerinden biran olsun ayrılmıyor. Bütün işleri birlikte yapıyoruz diyen Güven çifti evliliklerini Selimiye Camisine borçlu olduğunu söylüyor.

BÜŞRA SÖNMEZIŞIK

 

Nursen ve Güvenç Güven çifti ikisi de hem nakkaş, hem de çinici. Kader onları hiç hesap etmedikleri bir yerde, bir cami iskelesinde buluşturmuş. İlk kadın nakkaşlardan (kalemişi ustası) olan Nursen Hanımla Güvenç Bey Selimiye Camisinin büyülü atmosferinde tanışıp evlenmişler. Biz de onlardan hem evlilik hikayelenini dinledik hem de icra ettikleri sanatlarını.

 

İkiniz de nakkaşsınız ve 27 yıldır birlikte çalışıyorsunuz. Nasıl tanıştınız?

 

Güvenç Güven: Kalemişi sanatına başlayalı 33 sene oldu. İlk yıllarda kalem işi yani nakkaşlık sanat olarak bilinmiyordu. Nakkaşlar bir elin parmağını geçmeyecek kadar azdı. Birkaç sene serbest piyasada değişik yerlerde çalıştım. O çalışma esnasında Vakıflar Genel Müdürlüğü restorasyon için bir şirket kurmuştu. Yönetim kurulu kararı ile Edirne Selimiye camii restorasyonunu bana verdiler…

 

Nursen Güven: Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde iç mimarlık enstitüsünü bitirmiştim daha sonra geleneksele devam ettim. 1978 yılında Topkapı sarayında rahmetli Süheyl Ünver hocanın sohbetlerine katılmaya başladım. Gelenekselin ne kadar meşrebime uyduğunu gördüm ve Topkapı Sarayı kurslarına devam ettim. Kursa devam ederken gazete ilanından kalemkâr arandığını gördüm. İlk defa bir bayan müracaat ediyordu. Başlarda yapamam diye düşündüler. Hatta 'İskeleye çık da gör gününü' dediler. Hakikaten elim ayağım titreyerek iskeleye çıktım. Çıkış o çıkış 30 yıl oldu. (gülüyor)

 

EVLENMEMİZİ İSTEMEDİLER

 

Tanıştıktan ne kadar sonra evlendiniz?

 

Güvenç: Üç yıl sonra evlendik. Aslında bir sene sonra evlenecektik ama olmadı (gülüyor) Selimiye Camisi'nde yaklaşık yirmi beş kişi çalışıyorduk. Eşimin pozisyonu belliydi. Bizim mesleğimizi yapan akademi mezunu kimse yoktu o yıllarda. İlk defa eğitimli bir bayan vardı, o da Nursel'di. Evlenmemizi isteyenler olduğu kadar istemeyenler de oldu.

 

Aa neden?

 

Güvenç: Kıskançlıktan. Birlikte olduğumuzda ekip olacaktık. İlk başlarda sadece iş arkadaşıydık. Bu sanatı bu kadar ciddiye alan sadece ikimiz vardık. Çabamız kalemişini geleneksel sanatların bir kolu haline getirmekti. Çünkü o yıllarda akademilerde dahi sanat olarak görünmüyordu. Boya badana gibi görünüyordu.

 

Selimiye Camisinde mi evlenmeye karar verdiniz?

 

Güvenç: Kader ağlarını orada ördü. Selimiye Camisi çok önemli bir camidir. Oradaki manevi atmosferden çok etkilendik.

 

Peki çevrenizden nasıl tepkiler alıyordunuz?

 

Güvenç: Sanatla uğraşanlar 'birbiriyle geçinemez, ayrılırlar' diye bakıyorlardı. Birlikte öyle şeyler yaşadık ki kararımı vermiştim. Selimiye Camisinde karşılaşmasaydık bunların hiçbiri olmazdı. Hatta ben o dönemlerde eşime dedim ki 'bizim bir araya gelmemiz tesadüf değil' kaderin yazgısı dışında bir anlamı var.

 

Planlı bir evlilik gibi görünüyor…

 

Nursen: Evet öyle sananlar oluyordu başlarda. Fakat ne kadar planlasanız da bu kadar uzun sürmeyebilirdi. O şekilde evlenenler zaten daha sonra anlaşamayıp boşanıyorlar.

 

Birlikteliğinizin mesleki anlamda size ne gibi bir katkısı oldu?

 

Güvenç: Ben uygulamadan eşim akademiden geldiği için ikimizin de birbirimizi tamamladık. Bu tür sanatlarda teori ile pratik hiçbir zaman birleştirilememiştir. Ustalar mimarları veya desinatörleri beğenmezler, teori bilenler de ustalarla anlaşamazlar. Ama ikisinin de bilmedikleri eksik bir yön vardır. Biz aramızdaki yolculukla bu engeli aştık. 27 yıldır hem aynı yastığa hem de aynı sanata baş koyduk.

 

BİRARADA ÇOK GÜÇLÜYÜZ

 

Zamanla birbirinize takılıp düştüğünüz oldu mu yoksa güçlerinizi mi birleştirdiniz?

 

Nursen: Elbette güçlendik. İkimiz de birer sanatçıyız kendi başımıza. Fakat bir arada olduğumuz zaman çok daha güçlü oluyoruz.

 

Evli çift olarak camiaya girmek zor olmadı mı?

 

Güvenç: Biz iki kişi olduğumuz için engellemeye ve önümüzü kesmeye çalıştılar. Kalem işi ve restorasyon işlerinde, çiniye geçtikten sonra da sürekli bizi engelleyici şeylerle mücadele ettik. Mesela kalem işlerinde benim başladığım dönemlerde de şimdi de belli isimler vardı. Restorasyon işlerinde bir çeteleşme vardı hala daha var. Herkes birbiriyle paslaşır bir diğerini devre dışı bırakır. Yıllarca bu tür şeylerle mücadele ettik. Biz kalem işinde eşimle birlikte belirli bir seviyenin üzerine çıktık.

 

Nursen: Bu sanata çok sevdalı ve gönüllü olduğumuz için biz bu işe meslek gibi değil de kutsal bir sanat olarak baktık. Sanat ile zanaat arasındaki farklılıkları zaman içinde gördük. Bu işe usta-çırak gibi değil de sanat gözüyle bakarak, kendimizi sanatçı olma yolunda ilerletmeye çalıştık. Birbirimize çok katkımız oldu.

 

Peki sanat dışında uyumlu bir çift misiniz?

 

Güvenç: Sanat dışında çok zıt iki karakteriz. En basiti ben 21 Haziran yani en uzun gün doğumluyum, eşim 23 Aralık en uzun gecede dünyaya gelmiş. Eşim çok sakindir ve ben çok heyecanlıyımdır. Fakat bunların dışında düşüncelerimiz ve hayata bakışımız birbirimizle çok uyumludur.

 

Nursen: Mesela ben çok yavaş bir insanım. Fakat eşim tam tersi çok hızlı biridir. Ben çok mesafeliyimdir eşim ise çok sıcakkanlıdır. Ben Fenerliyim eşim Galatasaraylıdır (gülüyoruz) Ama bir de bakarsınız ki bazen ikimiz de aynı şeyi aynı anda söyleriz. Gönüllerimiz birdir. Onun hızını ben yavaşlatıyorum benim yavaşlığımı eşim hızlandırıyor. Denge sağlıyor.

 

Nursen çok fedakârdır

 

Evliliğinizde hangi taraf daha fedakârdı?

 

Güvenç: Eşimle aramızdaki ilişkinin belli bir boyuta gelmesinin sebebi eşimin fedakârlığıdır. Bir kadın olarak iskele tepelerinde senelerce çalıştı. Otuz kırk metre yükseklikte iskelede tozun toprağın içerisinde bir gün bile şikâyet etmedi. Defalarca düşme tehlikesi atlattı. Çocuklarımız olduktan sonra da yaşadıkları her kadın katlanamazdı. Hem kadın olarak hem de sanatçı olarak çok fedakârdır.

 

Sanatçı evliliğini tavsiye ediyor musunuz?

 

Güvenç: 27 yıldır evliyiz. Özellikle bizim camiamızdan bizi görüp de evlenen çok çift var. Hiçbir zaman aramızdaki evliliğe sanatçı evliliği olarak bakmadım. Evlenirken bir tek şunu istedim; çok sevebileceğim âşık olabileceğim bir işim ve eşim olsun. İkisine de çok şükür sahip oldum.

 

Nursen: Birbirleriyle yarışacaklarına bütünleşip güçlendirmeliler. Ne kadar güçlendirirlerse o kadar güçlü olurlar. Eşimle ilk günden beri en iyisini hedefleyip ileriye baktık. Çok şükür ona ulaştık. Bu gün bile yarın için hedeflerimiz var.

 

Faik Kırımlı desteğini esirgemedi

 

Birlikte çalışmasaydınız ne olurdu?

 

Nursen: İki kişi olunca daha başarılı bir iş çıkardık. Büyük ihtimalle kalem işi yapamayabilirdim veya ortamın şartlarına göre bir süre sonra bırakabilirdim. Belki ev hanımı olurdum. Birbirimizin olumlu ve olumsuz taraflarını bildiğimiz için sorun yaşamadık. Sonra her zaman biz eşimle işlerimizde paylaşım içindeydik. Ben kabiliyetime uygun işleri paylaşıyorum, o ise yapabileceği şeyleri paylaşıyor. Bugün bile aynı şeyi yapıyoruz.

 

Güvenç: Çalışırken 'ben' ya da 'sen' diye bir şey olmuyor. Elimizden geldiği kadar o eseri en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. İmzamızı atarken de adımızı değil soyadımızı kullanıyoruz. İkimizin birlikte imzası o. Ben tek başıma olsaydım sadece bir kalemkâr olabilirdim.

 

Peki Çini sanatı hayatınıza neden ve zaman girdi?

 

Güvenç: Kalemişi ve restorasyonlarla uğraştıktan sonra yüksek rakamlara çalışmamıza rağmen para kazanamıyorduk çünkü titiz olduğumuzdan işin hepsini kendimiz yapıyorduk. Ortam şartları çok zordu. Yazın çok sıcak kışın ise çok soğuk oluyor.

 

Nursen: Biz atölye sistemine dönelim dedik. İznik çinisinin ustası Faik Kırımlı ile 1978 yılında tanışmıştım. Onun yardımıyla bu işe adım attık. 1998 yılında ilk çini sergimizi IRCICA'da açtık. Yurt dışı çalışmamız oldu. 2006 yılında çinilerimizle uluslararası birincilik ödülü aldık.

 

Aramızda kutsal bir bağlılık var

 

Amerika'da Suudi Arabistan kralının yaptırdığı camiye nakkaş olarak sizi davet ediyorlar. Bir yıl Amerika'da kalıyorsunuz. Orada ilgi nasıldı?

 

Nursen: Amerika'da bize hayran oldular. Siz iki kişilik bir takımsınız deyip haberlerimizi yaptılar. Hakikaten de biz onu birlikte yaptık, iki kişi bitirdik. Selimiye camisinde uyguladığımız kalemişinin kopyasını yapmamızı istediler. O ruhu tekrar yaşamış olduk.

 

Kaç çocuğunuz var?

 

Güvenç: İki çocuğumuz var. Bir oğlan bir de kızımız. İkisi de yirmili yaşlardalar.

 

Sanatçıların çocukları sanatçı olmaz genellikle…

 

Nursen: (gülümsüyor) Bazı ekipmanlarımız evin içinde. Fırınımız evimizin arka kısmında bulunuyor. Onlarla çok küçük yaştan beri beraberdik. Küçükçekmece'de deniz kenarından malzeme için quartz taşı toplardık. Çocuklar da bize yardım ederlerdi. Çocuklarımız çok iyi bir sanat ortamında büyüdüler. Sanatı yapmazlar ama çok iyi bilirler.

 

Güvenç: Evdeki çocuklar konuşmalarımıza şahit oluyorlardı. Oğlum bir gün: 'ilerde babamın kuramadığı çini fabrikasını ben kuracağım' dedi. Sonra büyüdükçe fabrikayı bırak çininin yüzünü bile görmek istemediler. Oğlum tıp öğrencisi kızımız ise moda tasarımı eğitimi görüyor.

 

BİRBİRİMİZE KARŞI HOŞGÖRÜLÜ OLDUK

 

Evlilikte erkekler konfor ararlar. Sanatınızla ev ortamını nasıl dengelediniz?

 

Güvenç: Benim hiç öyle bir derdim olmadı. Eşimle aramda kuvvetli bir duygusal bağ var. Aşk demiyorum, çok daha kutsal bir ilişki ile bağlıyız. İkimiz de birbirimizi anlıyoruz. Bıraksaydık daha rahat yaşama şansımız olurdu. Fakat Allah bize bu kadar güzel meziyetler vermiş, üzerimizde sorumluluk var. İş paylaşımımız olduğu kadar evde de paylaşımlarımız oldu. Ama evi mecburen ihmal etmek zorunda kaldık. Bir takım fedakârlıklar olmadan olmuyor. Amerika'ya gittiğimizde çocuklarımız çok küçüktü. Bir yıl onlardan ayrı kaldık. Eşimin gece defalarca çocuklarının ismini haykırarak uyandığını çok iyi bilirim.

 

Nursen: İşte de evde de karşılık bir hoşgörü hâkimdi. Ya işin ya da evin kusursuz olacak. Evinde hizmetçileriniz bolsa sorun yaşamazsınız (gülüyor). Sanatçıların öyle bir ortamı olması zor oluyor.

 

Ara verdiğiniz bir dönem oldu mu?

 

Nursen: Tabi, özellikle çocuklarımızın ilk doğduğu dönemlerde ara vermek durumunda kaldım. Eşim restorasyonlara yalnız gidiyordu. Ben gerekli olduğu zamanlar özellikle desen konusunda evde çalışıyordum. Çocuklarımıza uzun bir süre annem baktı. Sürekli çocuklarla beraber olayım dediğinizde bu defa mesleğinizden uzaklaşıyorsunuz.