HASAN ÇELEBİ-FERHAT KURLU

Hat sanatı deyince akla gelen en önemli isimlerden biridir Hasan Çelebi. Sanatıyla olduğu kadar haliyle ve tavrıyla da örnek bir şahsiyettir. İlerleyen yaşına rağmen ders vermeye devam ediyor. Şimdiye dek yaklaşık 95 kişiye icazet veren Çelebi'nin en sadık öğrencilerinden biri ise hattat Ferhat Kurlu. Hat sanatındaki hoca-öğrenci ilişkisini boşanması olmayan nikaha benzetiyorlar.

 

BÜŞRA SÖNMEZIŞIK

 

Yaşayan en kıymetli hattatlarımızdan biridir Hasan Çelebi. Yeni neslin başarılı hattatlarından Ferhat Kurlu ise onun öğrencisi. Aralarında vefa ve saygıya dayalı güzel bir hoca-öğrenci münasebeti var. Biz de onlarla hat sanatındaki hoca ve öğrenciliğin nasıl olması gerektiğini konuştuk...

 

Yıllar öncesine gidelim. Hat sanatıyla ilk olarak nasıl tanıştınız?

 

Çelebi: Hat sanatıyla 1964 yılında tanıştım. Ondan evvel hat yazısı görüyordum ama nasıl yapıldığını bilmiyordum. İlk tanışmam elime geçen Osmanlıca yazıların olduğu bir mecmua aracılığıyla oldu. 1958'de asker olduğum dönemde izin almıştım. Hafızlığım vardır Keşan'a mukabele okumaya gittim. Oradaki caminin içindeki yazıları incelerken imam efendi beni o yazıyı yazan hattatla tanıştırdı. O nasıl yazıldığını anlattı. O günden itibaren kendi kendime yazmaya başladım. Ama bir yerden sonra tıkandım ve hoca arayışına girdim. Sonrasında Hamit Bey karşıma çıktı.

 

95 ÖĞRENCİYE İCAZET VERDİM

 

Hocalık yapmaya ne zaman başladınız?

 

Çelebi: Hamit hocadan icazet aldıktan sonra 1976 yılında hocaya gelen talebeleri artık bana yönlendirdi. Bunu da ilk evvela yurt dışında Amerika'dan gelen bir talebe ile başladım. Sonrasında yurt dışından gelenler de çoğaldı.

 

Bunu neye bağlıyorsunuz?

 

Çelebi: Araplarda hat bir sanat olarak değil aralarındaki anlaşmayı temin eden bir araç olarak kullanılıyordu. 1982'de Hamit beyin vefatının ardından adına bir yarışma düzenlendi. Türkiye'deki arkadaşlar birincilik alınca herkesin gözü İstanbul'a döndü. Hem içeriden hem de dışarıdan talebeler gelmeye başladı.

 

Uzun yıllardır hocalık yapıyorsunuz. Şimdiye dek kaç öğrenciye icazet verdiniz?

 

Çelebi: Kendimi övmek için değil yaptığımız hizmetin derecesini anlatmak ve milletimiz olarak İslam sanatına ne derece ehemmiyet verdiğimizi anlamak ve anlatmak için söylüyorum bugüne kadar 95 talebeye icazet verdim. Onlar da öğrenci yetiştirdiler ve talebelerine icazet verdiler.

 

Yola çıkarken hoca olmak gibi bir hedefiniz var mıydı? Her hattat hocalık yapmıyor sonuçta…

 

Çelebi: Hayır. Ne olacağının farkında değildim. Ayrıca bilseydim bu kadar da olmazdı. Çünkü gurur ve kibir gelirdi ve ihlas olmayandan netice alınmazdı. İyi ki bilmeden girdim adım adım bir de baktım ki bunların hepsi olmuş.

 

Hocalarınızdan aldığınız bir öğüt var mı?

 

Çelebi: 'Ye yedir, giy giydir, sev sevil' derdi. Hoca ders esnasında hiç konuşmazdı. Bana 'Kalem meydandaki pehlivan gibidir gevşetirsen seni yener' derdi. Hakikaten öyledir. Kaleme eğer dikkat etmezsen ne yazarsan yaz o yazı bozuk olur.

 

Peki siz nasıl bir hocasınız?

 

Çelebi: Bugüne kadar 95 talebem icazet aldı ancak alamayıp sanatı bırakanlar da oldu. Onlara hiçbir şey demedim.

 

Ferhat bey siz Hasan beyin en sadık öğrencilerinden birisiniz. Kendisiyle nasıl tanıştınız?

 

Kurlu: Kendisiyle 1996 yılında yaz gününde hocamızın başka bir öğrencisi olan Mümtaz Gündoğdu vasıtasıyla tanıştık. O yıllarda ben Samsun'da ilahiyat öğrencisiydim. O yüzden iki yıl boyunca hocadan postayla eğitim aldım.

 

Postayla ders almanın dezavantajları olmuyor mu?

 

Kurlu: Zor oldu. Çünkü hat sanatı birebir temasla olabilir bir sanat. Kalemin ucunu görmeniz gerekiyor. Hocanın elini görmek lazım. Ben yazdan yaza görebiliyordum ancak. Mektup gönderiyorsunuz ne zaman geleceği belli olmuyor. Eğitim süresini uzatan da bir şey. Hat sanatı sık sık düzeltmelerle ilerliyor. Görmeseniz de bir ay hiçbir şey değişmeyebilir. İsterse görmeden bir yıl yazsın geliştiremez.

 

O süre sizin için çok kıymetli olmuştur…

 

Kurlu: Olmaz mı! Hocam buradayken de söyleyebilirim. Ben iki yıl içinde mektupla yaklaşık 15 ders aldım. İlahiyat fakültesinin posta köşesi vardır. Orayı her gün on kez gidip gelirdim dersim geldi mi diye… Askerlik yaptığım dönemde nişanlıydım. İnanın nişanlımdan bile bu kadar hevesli mektup bekmedim. Mektup geldikten sonra gelecek diğer bir mektuba kadar elimden düşmezdi. Bazen tebrik bazen ikazlar olurdu mektupta. Çok kıymetliydi.

 

İki yıl sonra görüşebildiniz mi?

 

Kurlu: Ailem sonra İstanbul'a taşındı. Ben üniversiteyi bitirdiğimde meşkleri bitirmemiştim. Üniversiteden mezun olduktan 28 Şubat olayları nedeniyle görev alamadım. O ara vakit buldukça hocama devam ettim ve dersimi bitirdim. 2000 yılında icazet aldım. 'Sizin şer zannettiğiniz şeyde hayır vardır' sözünde olduğu gibi başıma gelen en güzel sıkıntıymış meğer. Meşki bitirmiş oldum.

 

Hasan beyin sanatını biliyoruz. Hocalığı nasıldır?

 

Kurlu: Halim Bey sanatkârdı ama benim hocam ilmiyedendi. Aynı zamanda da imam hatiptir. Bu nedenle talebe yetiştirmekte belki kendi hocasından daha çok ihtimam göstermiştir. Medrese mezunu olmasının da bunda etkisi büyüktür. Ben hocamdan hat meşki sırasında çok şey öğrendim. Çok sık tekrarladığı bir şey vardır; 'evladım bu işin edebini koruyun, mütevazı olun, bu sanatlar tevazu sanatlarıdır, haddinizi bilin' demiştir.

 

Siz hocalık anlamında ne öğrendiniz?

 

Kurlu: Hayata dair çok ders aldım. Tabi öğrencilerin sadece derdi yazı olmuyor. Kimi 'hocam üzerimde ağırlık var okur musun?' diyor. Evleniyorlar ailevi problemleri oluyor. Hocamdan hattatlığı meşk ettiğim gibi hocalığı da meşk ettim. Her hat öğrenen kişi de hat hocası olamaz. Hat sanatını bilip de öğretmeyen bir sürü hattat var.

 

HAT HOCANIN DİZİNİN DİBİNDE ÖĞRENİLİR

 

Eğitimde bir zincir var mı? Aktarma, nakletme gibi…

 

Kurlu: Talebelerime eğitim verirken hocamızın zamanında söyledikleri aklıma geliyor. Sık sık kalemi bırakıp hocamın sözlerini öğrencilerime naklediyorum. Bu sadece sanatın değil hayatın edebi esasen. Bu biraz tarikata bağlı olmak gibi bir şey. Arada kopukluk varsa o sanat ve ilim muallakta kalıyor. İşin edep kısmı eksik kalıyor. Bizde kıraat, musiki meşkle öğrenilir. Hocanın dizinin dibinde olmanız gerekir.

 

Öğrenciliği mi yoksa hocalığımı daha çok seviyorsunuz?

 

Çelebi: Öğrencilik daha güzel. Hoca olduktan sonra talebeleri sevdim. Çünkü hocalık az bir yük değil. Bazen öyle talebeler geliyor ki terletiyor.

 

Kurlu: Talebe ile hoca arasındaki ilişki devam etmeli. Hat ile hoca arasındaki münasebet Katolik nikâhına benzer. Hiç bitmez. Bunun birinci nedeni talebenin sanattaki mertebesi içindir. İkincisi de peygamberimizin hadisidir 'vefa imandandır' talebe öğrenci münasebetimiz gönüllü olduğu için vefa gösterilmesi gerekiyor. İcazetten sonra başını alıp giden talebe o günkü gibi kalır. Haftanın beş günü yazıyorum ama iki günü de ders veriyorum. İnanın ders verdiğim günleri iple çekiyorum.

 

Zekâtı on kişiye öğretmek

 

Hat sanatının zekâtı o sanatı başkasına öğretmektir denir…

 

Kurlu: Evet. Bana gelen öğrenciler ne kadar ücret ödeyeceklerini soruyorlar. Hocamız 'bunun zekâtı sen öğrendikten sonra 10 kişiye öğretmektir' demişti. Biz de onu yapıyoruz.

 

İcazet verme şartınız nedir?

 

Çelebi: Gelenek önemlidir. Bu geleneği bozmamak için yurt dışından gelen bir zat benimle üç yıl çalıştı. Benden 18 yaş büyük. Daha önce Aziz Efendi'den başlamış ama bitirememiş. İcazeti alıp Osmanlı hattatlarının silsilesine girmek için uğraştı. Benden hemen icazet istedi ancak vermedim. Dışardan gelen hat dersi almak isteyenlere aynı şeyi yapıyorum. Kontrolden geçiriyorum.

 

Kurlu: İcazet hat sanatındaki son mertebe değildir. Basamaklardan birincisidir. Sonraki süreçte yazılarımızı da hayatta olduğu sürece göstermeye devam ederiz. Hocamla daha dün birlikteydik. Yazılarımı ona gösterdim.

 

Hamit Hocayı bırakmadım

 

Hoca bulma hikâyeniz ilginç. Önce hattat Hamit Aytaç'la tanışıyorsunuz. Ancak o size ders vermeyi kabul etmiyor… Neden?

 

Çelebi: Evet, hoca ararken ilk Hamit Aytaç'la tanıştım. Ancak önce o bana ders vermeyi kabul etmedi. Öyle olunca Halim beye gittim ve onunla dört ay kadar çalıştım sonrasında vefat etti. Mecburen hocama döndüm ancak dönüşüm zor oldu. Çünkü birinci defa kabul etmemişti tekrar kapısını çalmak terk-i edep geldi. Bir süre geçti etraftaki büyüklerimin de tavsiyesi üzerine tekrar kapısına gittim. Karşılıklı oturduk. Bir süre geçti o da sukut ben de sukut duruyorduk. Nihayetinde bana 'Peki Halim'in yolu bizim yolumuzdur' dedi. Hat sanatında da bir yol vardır. Herkes birinin yolundan gider. Mesela bir Sami Efendi'nin yolu vardır. Hamit Aytaç da onlardan biriydi.

 

Eskiden hattatlara talebe olmak günümüzde olduğu gibi kolay değil. Çoğu hattat mektuplaşak meşk dersi alıyor. Hamit Bey sizi hangi şartlarda kabul etti?

 

Çelebi: Evet şartı vardı. Bana 'sana yardımcı olurum yalnız şartım var, Cumartesi'nin dışında başka bir gün gelme' dedi. O günün dışında meşguldü ve ilgilenemiyordu. Çalışıp geçimini temin ediyordu. Hayatının sonuna kadar kendisinden ayrılmadım. 10 sene kadar talebelik yaptım. Sonrasında kendisi de iyice yaşlandı ve yardıma ihtiyacı vardı. Ziyaretlerimi kesmedim. Eskiden sadece Cumartesi günleri gidiyordum. Ancak hastalanınca durumunu öğrenmek için hafta arası da gitmeye başladım. Ölene dek bu sürdü.

 

Kaçarım diye iki yıl oyaladı

 

Öğrencilik yaptığınız yılları nasıl anımsarsınız?

 

Çelebi: Sebatlı bir öğrenciydim. Çünkü hat sanatı Rabbiyesir duasıyla başlar. Bunda da bir hikmet vardır. Hala da bu geleneği bozmamak için Rabbiyesir yazdırıyoruz. Halbuki o duadan sonra başa dönülüyor. Harfler yazılıyor, harflerin bitişmesi yazılıyor. O bittikten sonra satır faslına geçiliyor. Hat sanatındaki bu yolu bir talebe altı ayda geçer. Ama ben iki sene yazdım.

 

Neden bu kadar uzun sürdü?

 

Çelebi: Hocadan ders almak için gelen çok oluyordu. Ancak öğrenci bir hafta geliyor bir daha da gelmiyor. Hoca beni de onlardan zannetti. Bırakıp gideceğimi düşündü. Bir de yaşından dolayı pek ders vermek de istemiyordu. Yazıyı zoraki yazıyordu çünkü ihtiyacı vardı. Geçimini sağlayacak başka bir iş yapamıyordu. O dönemde imkânlar bugünkü gibi değildi. Sultan Hamam da birkaç zengin vardı. Onlar hocaya yazı yazdırırdı. Kendisi öyle geçiniyordu. Onun için de talebeye ayıracak vakti yoktu. Fakat zamanla bırakmadığımı görünce o da beni bırakmadı.