MÜNNEVVER-KAYA ÜÇER

Geleneksel sanatta isimlerini dünyaya duyuran başarılı bir sanatçı çift olan Münevver ve Kaya Üçer'in beraberlikleri üniversite sınavında Kaya Bey'in verdiği kopyayla başlamış. Birlikte Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi'ni kazanan çift 'evlenirsek doktora yapamayız' korkusuyla önce doktoralarını sonra düğünlerini yaptıklarını gülerek anlatıyorlar.

BÜŞRA SÖNMEZIŞIK

 

Müzehhibe Münevver Üçer ile Nakkaş Kaya Üçer yaptıkları işlerle isimlerini dünyaya duyurmuş bir sanatçı çift. Çin'den Viyana'ya pek çok ülkede sergi açan Üçer çifti sanatta olduğu gibi evlilikleriyle de örnek gösteriliyorlar. 30 yıllık birlikteliklerinden iki çocukları olan Üçer çiftiyle sanatlarını ve evliliklerini konuştuk.

 

Gelin birlikte geçmişe gidelim. Tanışma hikâyeniz?

 

Münevver: Üniversiteye giriş sınavında. Sınava aynı sınıfta girmiştik. Bir sırada beş kişi oturuyoruz. O yıllarda sınav iki aşamalıydı. Yetenek sınavından sonra teorik sınav yapılıyordu. Mimar Sinan'a girerken pek hazırlığım yoktu. Çünkü arkeolog olmak istiyordum. Kazanamayınca ailemin de haberi olmadan resim öğretmenimin tavsiyesiyle güzel sanatlara girdim. Bizim sıramızda Kaya oturuyordu. Baktım ki onun kâğıdı dolu. Çare yoktu, yardım istedik.

 

Ee yardımlaşabildiniz mi?

 

Kaya: Ben sınavı çok önce bitirmiştim. Bir baktım bir grup orada boynu bükük duruyor. E dayanamadım yardımcı oldum tabi. (gülüyoruz) Aslında sanat eleştirmenliği istiyordum. Ama girdiğimiz sene okul akademiden üniversiteye dönünce gelenekseli seçtim.

 

Sonra?

 

Münevver: Kaya'nın sayesinde o sıradaki bütün arkadaşlar sınavı kazandı. Ben tezhip ve hat seçmiştim Kaya da öyle seçti. Daha sonra yine birlikte yüksek lisans ve doktora yaptık.

 

Evlenmeye ne zaman karar verdiniz?

 

Münevver: Yüksek lisansı bitirdiğimizde düşünmeye başladık. Sonra doktora da aradan çıksın dedik. Evliliğe ikimiz de doktora yaptıktan sonra karar verdik.

 

KAYA BANA ŞANS TANIDI

 

Neden, evlilik akademik kariyeri engeller diye mi düşündünüz?

 

Kaya: Yok. Hanım zengindi, bizim çalışıp para kazanmamız gerekiyordu. Tabi o da bir süreç istiyordu. 1991'de 26 yaşımızda evlendik. Eğitim hayatımız boyunca hep birlikteydik.

 

9 yıl bir arkadaşlık döneminiz olmuş. Bu süreç nasıl geçti?

 

Münevver: Sanat anlamında çok doyurucuydu. Kaya'nın babası nakkaştır. İkinci sınıftayken Kaya antikacılardan iş alıyordu. Hattat Hasan Çelebi bize yazılarını veriyordu. Az kazanıyorduk ama kendimizi geliştiriyorduk. Çok iş yapmaya başladık. Hatta okulu bitirdikten sonra ayda otuz ferman yaptığımız oldu. Şu anda bu kadar hızlı iş yapmamı o döneme borçluyum.

 

Evlendikten sonra ne fark etti?

 

Münevver: Çok farklılık olmadı. Evlendikten sonra Kaya bana şans tanıdı. Klasik bir erkek olmadı. Yemek yapmasam veya ortalık dağınık olsa bile sesini çıkartmazdı. 'Sen yeter ki tezhip yap' diyen bir eşim vardı.

 

Kaya: Bence farklar oldu. Münevver meğerse dokuzda uyanırmış (gülüyoruz) Ben her sabah altıyı on geçe uyanırım. Münevver ilk aylarda mahvolmuştu. Kahvaltı hazırlayacağım diye perişan oluyordu. (gülüyor)

 

İkinizin branşı da aynı fakat sonra başka sanatlar yapmaya başlamışsınız. Neden?

 

Kaya: Münevver tezhipte benden daha iyiydi. Üniversitede yüksek notları ben alırdım ama onun tezhibi her zaman çok daha iyi oldu. Bir de bence tezhib kadın sanatı. Çünkü bir kere kadınlar daha sabırlı. Münevver'in buna ayıracak vakti ve sabrı vardı. Sabah sekizde oturur gece on ikiye kadar hiç kalkmaz. Beni on beş dakika sabit bir yerde oturtamazsınız. Bir de ben Topkapı Sarayı'nın bahçesinde büyüdüm. İster istemez kalemişi sanatı ile yoğruldum. Tezhip yapmayı o yüzden düşünmedim bile.

 

Münevver: Tezhibi her zaman sevdim. Herkesin evinde olmak çok güzel bir duygu. Cumhurbaşkanında ve İngiltere kraliçesi Elizabeth'in koleksiyonunda bile eserim var. O zaman dünyanın her yerinde var olmaya başlıyorsunuz.

 

STANDARDI YAKALAYAMADIK

 

Bunun diğer bir sebebi de rakip olmamak mıydı?

 

Kaya: Kesinlikle. Münevver tezhibte çok iyiydi. O kadar ince iş ben zaten yapamam. Evliliğimizin ilk yıllarında Münevver bana 'evde yemek, temizlik yaptım evi topladım' falan diyordu. 'İyi' diyordum. Baktı ki bundan hoşlanmıyorum. Çünkü 'Yemek, ev işi kim olsa yapar ama tezhib yapamaz' diyordum.

 

Münevver: Kaya'nın sanatla uğraşan bir aileden gelmesi avantaj oldu. Biz klasik bir aileydik. Kahvaltı ve yemek saati bellidir. Evlendikten sonra hiçbir zaman öyle olmadı. Kaç yıllık evliyiz standardı hiç yakalayamadık.

 

Aranızda başarı kıskançlığı oldu mu? Mesela Münevver'in eşi Kaya olmak sizi rahatsız etmiyor mu?

 

Kaya: Ben birinci adam olmayı sevmiyorum. İkinci adam olmayı yeğliyorum. Mesela Münevver yemeği de çok önce yer. Ben beklerim. Sıcak mı yoksa soğuk mu ondan öğrenirim.

 

İş yaparken yardımlaşır mısınız?

 

Münevver: Mutlaka… Deseni tasarladığımda ilk önce Kaya'ya sorarım. Gözü çok iyidir. Formu oluşturduktan sonra da hattat arkadaşımla konuşurum. Uygulama aşaması benim için daha kolay. Bir yıl sonraki işlerimin tasarımları şimdiden bitmiş olur. 2015 planını şimdiden yapıyoruz.

 

Kaya: Kâğıt yapımı ve zemin renklerini ben yapıyorum. Diğer bütün aşamalarını Münevver yapar.

 

SANAT OLMADAN DA GÜZEL ANLAŞIYORDUK

 

Peki sizi bir arada tutan şey sanat mı?

 

Kaya: Sadece sanat değil. Biz sanat olmadan da iyi anlaşıyorduk. Ben birinci sınıfta sadece sınavlara gidip geliyordum. İkinci sınıfta adapte oldum. İş yokken biz vardık. O zaman da iyi anlaşıyorduk.

 

Güzel bir ilişkiden bahsediyorsunuz. Peki madalyonun diğer yüzünde neler var?

 

Kaya: 22 yıldır evliyiz. Beraberliğimizle 30 yıldır tanışıyoruz. Tabiki inişler ve çıkışlar her evlilikte olduğu gibi bizde de oluyor. Kendi aramızda değil belki ama aileler söz konusu olduğunda bir takım pürüzler yaşayabiliyoruz. Şu ana kadar halledilemeyen boyutlarda olmadı.

 

Münevver: Bizimki güzel bir evlilik oldu. Biz birbirimize uyum sağladık çocuklarımız da uyum sağladılar.

 

Bir kızınız ve bir oğlunuz var. Onlar sanatla ilgileniyor mu?

 

Münevver: Bu ortamda yetişen bir çocuk sanattan nefret de edebilirdi çok da sevebilirdi kızımız ikinci yolu seçti ve bizim üniversitenin sınavlarına şimdiden hazırlanmaya başladı. Oğlumuz Emre ise halihazırda eline geçirdiği her kağıda resimler yapıyor inşallah o da bu yolda yürür.

 

YURTDIŞINDA İLGİ DAHA FAZLA

 

Siz sık sık yurt dışına gidiyorsunuz. Oradaki ilgi nasıl?

 

Kaya: Türkiye'de bir sergi açtığımızda 20 eserden iki tane satıyoruz. Yurt dışında ise 18 eser satıyoruz. Yurt dışında geri dönüşümüz çok iyi. Mesela Cezayir'de 18 İslam ülkesinin katıldığı yarışmada Münevver birinci oldu. Bir ay sonra da Floransa Bianeli'ne gittik. Orada da büyük ödülü aldı.

 

Kaya bey siz en son Floransa Bianeli'ndeydiniz…

 

Kaya: Bugüne kadar hep Münevver için gidiyorduk. Çerçevesinden paketlenmesine kadar her şey ile ben ilgileniyordum. Geçen sene Hollanda'ya benim için gittik. Münevver için çok ilginç oldu. Sürekli gezdi yanımda durmak istemedi çünkü canı sıkıldı. Sıkılan taraf hep ben oluyordum Münevver 'Beni yalnız bırakma diye ısrar' ediyordu. (gülüyoruz)

 

Gece saat 2'de işkembe içeriz

 

Çocuklarınız küçükken ne yapıyordunuz?

 

Münevver: İlk çocuğumda yanımıza bir kadın almıştık. Çevremdekiler bana 'işini bırak çocuğuna bak' diyordu. Fakat ben ikisini bir arada yürüttüm. Saatlerimi kızıma göre ayarladım. Daha sonra bu atölyeyi aldım. Ben buraya işe gelir gibi gelip gittim. Bazen kızımı da atölyeye getiriyordum. O oyuncaklarıyla oynarken ben işimi yapıyordum. Oğlum doğduğunda ise eşimin teyzesi geldi. Altı aylığına gelmişti fakat 11 yıldır bizimle yaşıyor. Ev ona ait bütün sorumluluk da ona ait. Biz yurtdışına çok gelip gidiyoruz. Yeri geliyor 15 gün kaldığımız oluyor. Bütün bunları teyzem ayarlıyor.

 

Çok yoğun çalışıyorsunuz. Sosyal hayata vakit kalıyor mu?

 

Kaya: Sinema, tiyatro, sergi hiç eksik olmaz. Eskiden gece saat iki de işkembe çorbası içmeye giderdik. Kayınvalidem çok sinir olurdu. Öğrenciyken de her gün İstanbul'un farklı bir yerinde yemek yerdik. Hatta bir keresinde Bursa'ya İskender yemeye gitmiştik!

 

Münevver: Ben geç uyurum. Kaya sabah erken kalkıp çocukları yolcu eder. Klasik aile değiliz. Bir sergi daveti alırsak hemen gideriz. Fakat çocuklarımı hiç ihmal etmem. Dersleriyle birebir ilgilenirim. Çok iyi arkadaşlarımız var. Bana misafir geleceği zaman bazen öğrencilerim yemek yapar evime kadar getirirler. Çok sevdiğim dostlarım ve kurs öğrencilerim var.

 

KAYA'NIN RAHATLIĞI BENİ ÖLDÜRÜYOR

 

Anlaşamadığınız bir konu var mı?

 

Münevver: Ben bir yere önceden gitmeyi tercih ediyorum. Kaya da aksine geç kalır. Uçak kaçırır sorun etmez. Bir gün Roma'ya gittik. Tren garındayız. Baktım bir İtalyan'la konuşuyor. İtalyancası yoktur. Ne yapıyorsun? diye sordum. Bana ' hiç yolu tarif ediyorum' diyor. Daha yeni gelmişiz. 'Ben görmüştüm levhaları en kötü ihtimalle yanlış gider' diyor. (gülüyoruz) ama görsel hafızası çok kuvvetlidir. İstanbul'u camilerden tarif eder.

 

Kaya: Bir keresinde de Bodrum'a gideceğim. Fly Air'in sahibi de çok yakın bir arkadaşım. Beni Bodrum'a götüreceğini söyledi. 'Tamam' dedim ve Münevver'e gecikeceğimi söyledim. Yol git git bitmiyor. Ben de arkadaşa 'nereye gidiyoruz?' dedim. Brüksel üzerinden Bodrum'a gidecekmişiz meğerse. Pasaport falan hiçbir şey yok yanımızda. Kahve içtik oturduk sohbet ettik. Üç saat sonra Bodrum'a yola çıktık. Münevver telefonda şok geçirdi. (gülüyor)

 

EKOL OLMAK İSTİYORUZ

 

Tezhibte yeni bir yorum getirdiniz… Klasikçiler bu yorumu genelde eleştiriyor…

 

Münevver: Kaya da ben de akademik bir eğitim aldık. Bunlar bize bir artı kattı. Her sanatçı biraz kıskançtır. Ben hep 16. yüzyılı kendime örnek aldım. O dönemin inceliğine ve zarafetine hayranım. Ben bugün o asrın izinden giderek tekrara düşmemem gerektiğini düşünüyorum. Kullanılan motifleri bozmadan kurallara sadık kalarak yeni formlarda bir arayış içindeyim. Yaptığım çalışmanın insanları etkilemesini istiyorum. Bir besmelenin kenarını süslemek bana zevk vermiyor. Yaparken önce kendim beğeniyorum. Kimisi çok modern bulduğu için eleştiriyor. Başkalarının benim hakkımda ne söyledikleri o kadar önemli değil. Karamemi veya Şahkulu olma yolunda ilerlemek istiyorum.

 

Kaya: 16. yüzyıl iyi bir dönemdi onun benzerleri hatta birebir kopyaları yapıldı hala da yapılıyor. Ama bugüne gelindiğinde artık dünyaya açıldığımız şu günlerde evrensel bir tını yakalamamız gerekiyor. Ben de klasikten çıkarak yeni tasarımlar yapmaya çalışıyorum. Onlara 'Arayış camileri' diyorum. İstinye Park'a yaptığımız mescit çok beğenildi. Geçmişin birebir kopyasını yapmak yerine ortaya yeni ve iyi şeyler koyulabilir. Yenilikçi olmak bizim tarzımız. Ondan da ödün vermiyoruz.