YILMAZ ENEŞ-FİRDEVS ÇALKANOĞLU

 

BÜŞRA SÖNMEZIŞIK

 

Geleneksel sanatın kollarından biri olan ebru sanatına getirdiği farklı yorumuyla dikkat çeken bir isim Yılmaz Eneş. O ve öğrencisi Firdevs Çalkanoğlu yıllardır birlikte çalışıyor ve ikisi de öğrenci yetiştiriyor. İstedikleri şey ise geleneksel ebruya farklı bir yorum katmak. İkisiyle ebru sanatını, hoca ve öğrenci olmayı ve sanat camiasından aldıkları eleştirileri konuştuk.

 

Öncelikle ebru sanatıyla ne zaman tanıştınız?

 

Eneş: Baba mesleğim camcılık. Ortaköy'de cama ebru yapıldığını gördüm. Sonra ebru dersi almak için Caferağa Medresesi'ne gittim. Ebru hocam Tülay Taslacıoğlu'yla orada tanıştık. Amacım ebruyu öğrenip cama uygulamak ve Bodrum'daki turistlere satmaktı. Fakat ebruyu tanıdıkça fikirlerim değişti. Ebrunun sokakta yapılmayacak bir sanat olduğunu gördüm ve evime tekne kurdum. İş hayatımı bıraktım sadece ebru sanatına yöneldim.

 

Çalkanoğlu: İşletme mezunuyum. Sanata ilgim küçüklüğümden beri vardı. Sanatın pek çok dalıyla ilgilendim ancak ebruda kendimi buldum. Ebrunun ne olduğunu Cafer Ağa medresesinde gördüm, kabiliyetimin olduğunu ilk orada fark ettim. Sonra hoca arayışına girdim. Bana Hikmet Barutçugil'i ve Fuat Başar'ı önerdiler. 9 ay boyunca Fuat hocadan eğitim aldım. Usta- çırak ilişkisi ne demek orada öğrendim.

 

YERİM YOK DEYİP KABUL ETMEDİ

 

Yılmaz hocayı nereden tanıyorsunuz peki?

 

Çalkanoğlu: Muhasebecilik yapıyordum aynı zamanda. Yoğun bir iş hayatı içinde olduğum için kursu bıraktım. Dört yıl ara verdim. Ama hep takip içinde oldum. Araştırmalarım sırasında Yılmaz Eneş'in örneklerini gördüm ve hayran kaldım. O zamana kadar klasik ebru yapıyordum. Yılmaz hocamın eserleri yapılması imkânsız yeni bir şeydi ama çok güzel duruyordu. Tanışmak istedim ve hemen atölyesine gittim. 'Yerim yok' dedi ve derse almadı beni. Fakat birkaç gün sonra çağırdı. Çok mutlu oldum.

 

Eneş: Firdevs'le bir buçuk ay gibi bir süre eğitim yaptık. O bana geldiğinde ben ona Fuat Başar'a yönlendirdim. Çünkü benden önce onun öğrencisiydi. Benim ve onun elinden icazet aldı.

 

TESTERE GİBİ İKİ TARAFLI OLMALI

 

İkiniz de hocasınız. Hoca öğrencisinin neyi olur?

 

Eneş: Değer olarak öğrenci sizi her yere koyar. Baba, kardeş, kime ihtiyaç duyuyorsa ona. Bunu çok iyi dengelemeniz gerekiyor. Babasız kız veya erkek çocuğuna karşı dikkatli olmanız gerekiyor. Ben öğrencilerimin arkasında duruyorum. İlişkinin testere gibi iki taraflı olması gerekiyor.

 

Çalkanoğlu: Hocanızla irtibatınız hiçbir zaman kopamaz bir defa bu bizim geleneksel sanatlarımızın ruhuna da aykırı bir durum. Ebru usta -çırak ilişkisi içinde yapılabilecek bir sanattır. Gönülden gönüle akması lazım. Hoca ile öğrencinin birbirini sevmesi lazım. Hocası ile iyi muhabbeti olan bir kimse ilerde öğrencisiyle de iyi muhabbet kuruyor.

 

BOYNUZ KULAĞI GEÇMEZ

Aranızda boynuz kulağı geçiyor gibi bir durum var mı?

 

Çalkanoğlu: Boynuzun kulağı geçtiğine inanmıyorum. Hocamın yirmi yılı varsa ben on yıllık bir tecrübeyle onu nasıl geçebilirim? Bir defa bu mümkün değil. Bu ara hep açık kalacak.

 

Eneş: Bugün her hoca öğrencisi kendisini geçmesin diye tekniğini gizliyor. Öğrencinin biraz boyu büyüdüğünde iç ceplerinde sakladıkları testereyle törpülüyorlar. Her öğrenciye her şey anlatılmaz. Ama yüklenecek bir omuz varsa ona bu bilgileri vermelisiniz.

 

Öğrenciden beklentiniz ne olur?

 

Eneş: Ben atölyeye her gelen öğrenciye ebrucu olacak diye bakmam. Öğrencilerimin geçmişini tanıyan bir ebrucu olmasını istiyorum.

 

Çalkanoğlu: Ebru kolay gibi görülen ama zor bir sanat. Uzun yıllar sürebilecek bir eğitimi göze almak gerekir. Çok sevdiğim bir söz var: 'Bizim yolumuz dikenlidir ayağını seven gelmesin'. Öğrenci kabiliyetli olabilir ama sabrı yoksa maalesef ebru teknesinin kapıları kendisine açılmaz.

 

YILMAZ HOCA ZOR BİRİDİR

 

Hoca öğrenci olarak aranızda nasıl bir iletişim var?

 

Eneş: Biz bir aileyiz. Bir öğrenci gelir birkaç ay içinde kabak çiçeği gibi açılır. Eğer öğrencinin sorunlarını biliyorsam ona daha çok yardımcı olurum. Öğrenciler hocaları ne yapıyorsa onu yapmak ister. Malzemenizi kullanmak ister. Bu öğrenciye güç verir.

 

Çalkanoğlu: Evet hocamla bir aile gibiyiz. Yılmaz hoca zor bir insandır onun gönlüne girmek ve orada sağlam yer etmek öyle kolay değil. Kendisini tanıdığım günden bu yana hayranlığım ve sevgim hep artarak devam etmiştir. Rabbim bu muhabbetimizi bozmasın ve bizi ayırmasın inşallah.

 

Hocanızdan ne öğrendiniz?

 

Çalkanoğlu: Yılmaz hocayla olan bağlantımız sadece ebruda öğrettikleri teknikler değildir. Ebruda kendi tarzının yanı sıra hoca olmayı bana o öğretti. Yaşamadan pek çok şeyi öğrendim. Bu camiada karşılaşacağım her zorluk hakkında beni bilgilendirmiştir ve yüreklendirmiştir. Hocanızın kıymetini hoca olunca idrak ediyorsunuz.

 

Firdevs hanımın sanatını nasıl buluyorsunuz?

 

Eneş: Çok beğeniyorum. İnanın benim yaptıklarımdan çok daha güzel çalışmaları var. Ebruda kuralın dışında çalışmayı başlatan kişiyim. Benden sonra bu işi sürdürebilecek biri varsa o da Firdevs'tir.

 

BOYA KARIŞTIRMANIN BİLE SEREMONİSİ VAR

 

Ebru nedir ne değildir?

 

Eneş: Ebru sonucuna kolay ulaştığınız bir sanattır. Oturduğunuzda kısa bir sürede çiçek yapabilirsiniz. Ancak bir çiçeği yapabilmek için yüz tane kâğıt atabilirsiniz. Ebru kolay ulaşılabilen ama süreci zahmet isteyen bir uğraştır. Her çiçeği yapmanın bir seremonisi vardır. Ebru satarken birine benim evimin veya eşyamın rengi dediği an satmaktan vazgeçiyorum. Çünkü ebruyu farklı bir şey olarak düşünmeli. Ebruyu yeni gelen öğrenciler üniversite sınavı gibi sanıyorlar. Ders çalışmak gibi teorik bir şey değildir ebru. Yaşamanız gerekir. Boyayı karıştırmanın bile bir seremonisi vardır.

 

Çalkanoğlu: Ebru adına birçok şey yazılmış çizilmiştir. Herkesin genel bir tanımı vardır belki ama teknede karşılaştığım o dünyayı ve yaşadığım duyguları bir sanatçı olarak anlatmak çok zor. Ancak yaşayan bilir. Ebru bir gönül terbiyesidir. Sonu nerede biter bilemediğim bir yolculuktur.

 

BİZ GÖNLÜMÜZÜN EBRUSUNU YAPIYORUZ

 

Ebrudaki geleneksel formların dışına çıktığınız için camianız tarafından eleştiriliyorsunuz. Özellikle lale konusunda. Lalenin boynu dik olur eğik olmaz deniyor. Bu tepkilere nasıl cevap veriyorsunuz?

 

Eneş: Ben bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum. Dünya da 22 derece eğiktir. Lale de bu durumda eğiktir. Amacım kuralları bozmak değil. Geleneksel olanın ne olduğunu çok iyi biliyorum. Biz sadece gönlümüzdeki ebruyu yapıyoruz. Ben hiçbir zaman gelenekseli yapan bir ebrucu olamadım. Lale boynu bükük yapılıyorsa bilin ki o laleyi ortaya çıkaran benim. İnsanlar tarafından kabul gördü. Beni camiam görmemezlikten geldi. Türk sanatının bilinmesi için uğraşıyorum.

 

Çalkanoğlu: Geleneksel formların dışına çıktığımız için eleştirenler azınlıkta. Bunu yaptığımız için eleştiriden çok takdir görüyoruz aslında. Bir sanatçı klasiği iyi bilmeden yenilik adına sağlam eserler üretemez. Siz bir eser üretirsiniz çoğunluk tarafından kabul görüp beğenilirse ve atölyelerde çalışılan ders haline gelirse başarılı olmuşsunuz demektir. Ben ebruda güzel olanın aslına ne kadar benzetilirse o kadar iyi olduğuna inanıyorum. Benim tarzım da bu noktada kendini geliştirmiştir.