MARİA-YAHŞİ BARAZ

Başından geçen iki evliliğin ardından yeniden evlenmeyi hiç düşünmeyen heykeltıraş Maria Kılıçlıoğlu, Galeri Baraz'ın sahibi Yahşi Baraz'ı gördüğünde herşey değişmiş. Yahşi Baraz da görür görmez aşık olduğu Maria ile evlenmeyi kafasına koymuş. Dört yıl sonra hayatlarını birleştiren çift, 'İkinci baharımızı yaşıyoruz' diyor.

 

BÜŞRA SÖNMEZIŞIK

Yahşi Baraz, ve eşi Maria Kılıçlıoğlu Baraz'ın birbirlerine olan bağlılıkları sanat camiasını kıskandırır cinsten. Türkiye'nin ilk özel sanat galerisi olan Galeri Baraz'ın sahibi Yahşi Baraz'la, heykeltraş eşi Maria Kılıçlıoğlu mutlu evliliklerinin sırlarını; iş ve özel hayatlarını ayırmak, ilişkilerini maddiyata dayandırmamak, birbirlerinin en yakın dostu olmak ve özel alanlarına saygı duymak şeklinde sıralıyorlar. Maria Hanım, evlenmekten korkan bekarlara beyaz atlı prens beklememelerini, evliliği inşa etmelerini öneriyor.

 

İlk görüşte aşk mı sizinki?

 

Yahşi: 1975 yılında galeri açtığımdan beri sanatçılarla çok yakın ilişkilerim olmuştur. Maria 1990'da çok aktif çalışmalar yapıyordu. Ben onu uzaktan takip ediyordum fakat tanışmamıştık. 2000 yılında bir ahbabım aracılığı ile Maria'yla tanıştım. Benden heykellerini galeriye koymamı istedi ve anlaştık. Fakat ben görür görmez âşık oldum. Sonra galeriye davet ettim. 2004'te de evlendik. Evlenmek için dört yıl bekledim.

 

Maria: Kendisiyle ilk tanıştığım yıllarda Yahşi bey heykeltıraşlarla değil daha çok ressamlarla çalışıyordu. Ben ülkeme geri dönmek istediğim sırada menajer arıyordum. Bana Yahşi Baraz'ı tavsiye ettiler. Tanışır tanışmaz bir şimşek çaktı bende de. Önce birlikte çalışmaya başladık. Zaman içinde duygular büyüdü. Ben açık söyleyeyim kendisine çok aşık oldum.

 

Aranızda böylesine kuvvetli bir aşk olmasına rağmen dört yıl uzun gelmedi mi?

 

Maria: İki yıldır beraberdik fakat Yahşi evliliği düşünmüyordu. Bir arkadaşı bana; 'kızım Yahşi bir Osmanlı erkeğidir, dört yıl düşünür eğer karar aldıysa ölünceye kadar seninle kalır' dedi. Hakikaten de öyle oldu. Yahşi beyle bir araya gelmemiz çok iyi oldu. Çünkü biz birbirimizi tamamladık. İkinci bahar aşıklarıyız.

 

TÜRK'TEN DAHA TÜRKSÜN DİYORLAR

 

Maria hanım siz Bulgar'sınız. Türkiye'ye uyum sağlamakta zorlandınız mı?

 

Maria: Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde Tekstil eğitimi gördüm. 1988 yılından bugüne Türkiye'de bronz döküm ve resim çalışmalarını bir arada yürütüyorum. Türk vatandaşıyım. Ama tabi ki bir gavurluk var. (Gülüyor) Bazı arkadaşlarım sıcakkanlılığımdan dolayı Türk'ten daha fazla Türk olduğumu söylerler. Şanslıyım.

 

Aranızdaki altın oranın sırrı ne peki?

 

Yahşi: Evlendiğimizde ben 56 Maria 42 yaşındaydı. Aramızda 14 yaş fark var. Yaş önemli. Bir de sanatçı psikolojisi zordur. Uçlarda yaşar, fevridir, duygusaldır, korkuları vardır. Sanatçılarla ve kaprisli iş adamlarıyla birlikte çalışıyorum. Bu dengeyi kurmak için psikolog gibi olmanız gerekir. İş adamları da çok problemlidir. Sadece para ile esir almak isterler. Mühim olan kendinizi ezdirmeden sanatını yürütebilmek.

 

Maria: Yahşi bey atölye gezen tek galericidir. Ben pek çok galericiyle çalıştım atölyeme girip ne yaptığıma bakan olmamıştır. Bizzat sizi takip eder.

 

Maria hanım sizce iyi bir heykeltıraş mı?

 

Yahşi: Evet. Maria'nın heykellerini Türkiye'nin en meşhur koleksiyoncularına kazandırdık. Maria hanım da bu ortamın içinde yurt dışından gelmiş biri olarak çok büyük mücadele verdi. Türkiye yabancı sanatçılara karşı bir ön yargı var. Eserleri kendine özgüdür. Amerika'da veya Almanya'da olsaydı bugün dünya çapında bir sanatçı olabilirdi. Çünkü yaptığı eserler çok güzel.

 

MARİA'NIN ÖNCE KENDİSİNİ SEVDİM

 

Eşinizin kendisinden mi yoksa sanatından mı etkilendiniz?

 

Yahşi: (gülüyor) Çok güzel… Her ikisi de diyebiliriz. Ben tabi ilk olarak erkek gözüyle gördüm, sonra tabi ki sanatı çok önemliydi.

 

Maria: Ama sanat için geldin (gülüyor).

 

Maria hanım sanatçı olmasaydı bu kadar dikkatinizi çeker miydi?

 

Yahşi: Evet. Çünkü onun çok başka bir özelliği vardır. Ben tanıştığım güne kadar onun gibisini görmedim. Dünyanın pek çok yerinde dolaştım ve pek çok kadınla tanıştım fakat Maria gibisini tanımadım. Onun en büyük özelliği insanların ruhsal anlamda yaraları ve ağrıları vardır. Onun hepsini geçirecek bir psikolojiye sahiptir. Çok pozitiftir. Mesela üzgün bir gününüz olur size bir jest yapar bütün her şeyi bir anda unutursunuz. Buna ne denir bilmiyorum ama bizim aramızdaki ilişki bu.

 

İdeal evlilik vardır. Fakat onu yakalamak zordur. Kendinizi ideal olarak görüyor musunuz?

 

Yahşi: Biz mümkün olduğunca yakalamaya çalıştık. Camiamızda bizim gibi evli kalabilen çift yok gibi. Türkiye'deki evlilikler maddiyata dayalı olduğu için çoğu mutsuz. Aramızda madde ile bağlantılı hiçbir şey yoktur. Çok lüks bir yerde de yemek yeriz çok köhne bir yerde de. Fakat bu bizi rahatsız etmez. Sokakta bankta da otururuz. Eşim inançları olan biridir. Bunun da çok etkisi var.

 

Maria: İkimiz de özgürlüğümüze düşkünüz. Sıkılmaya gelemiyoruz. Yahşi beyin de benim de kendi özgürlük alanımız vardır. Ayrıca hep iki katlı evde oturduk. Bir katı benimdir bir katı da onundur. Yemek yerken bir araya geliyoruz. Yorgun olduğu zaman fazla konuşmam. Sergilerden evvel bir çalışma tempom vardır. Uzun süre ortadan kaybolurum. O benim deli dönemimdir. Hiç sesini çıkarmaz.

 

Hatırladıkça gülümseten bir anınız var mı? Duygusal, gergin, romantik…

 

Maria: İş ve evlilik bizim evde ayrıdır. Bir gün ofise heykeltıraş Maria olarak telefon açıp randevu aldım. Geldim tartıştık. Eve gittim. Yahşi bey bana 'bugün çok fevriydin' dedi. Şuan karşında Maria Baraz var dedim. Onu sanatçı Maria'ya söylersin. Evde ev hanımıyım.

 

Yahşi: Evde işte olduğumuz gibi değiliz. Aramızda maddi bir problem de yok.

 

SANAT İÇİN AVRUPA'DA OTOSTOP BİLE ÇEKTİM

 

Yahşi bey, Maria hanımla tanışmadan önce nasıl bir hayatınız vardı?

 

Yahşi: İlk eşimden bir kızım var. Aslında çok maceralı bir hayatım oldu. 19 yaşında Avrupa'ya gittim. Otostop çektim, çok bohem bir hayatım da oldu. 1974'ten sonra Amerika'ya gittim. Çok parasız seyahatler de yaptım. Bunu hep sanat için yaptım. Her gittiğim ülkede ve şehirde müzeleri ve galerileri gezdim.

 

Bahsettiğiniz yıllar Türkiye'de galericiliğin gelişmediği yıllar. Bu merak nereden geliyor?

 

Yahşi: Güzel Sanatlar Akademisi'ne girmemle başladı. 1964 yılında üniversiteye başladım. Türkiye'de koleksiyoncu yoktu ve özel galericilik oluşmamıştı. Benim hocam Sabri Berker'di. En büyük şansım hocamdan aldığım bilgilerdir. Hangi ülkeye gittimse müzeleri ve galerileri dolaşırken bir tek Türk'e rastlamadım. 2000 yılına kadar hep böyle oldu. Bu aslında korkunç. Bu Türkiye'nin geri kalmışlığını gösteren bir şeydir. Entelektüel alt yapı yoktu. Sadece resim alınıp satıldı Türkiye'de. Tablo ve heykel satmakla bu iş olmaz. Bu konuda emekleme safhasındayız. Hem müzecilik, koleksiyoncusu, alıcısı ve satıcısıyla böyle giderse batıyla entegre olamaz. Dünyada devamlı müze açılıyor.

 

Nasıl ayakta kaldınız bunca yıl?

 

Yahşi: 1975'te açtığım için galeriyi Osman Hamdi'den bugünlere kadar her şeyi alıp sattık. Varlığımı sürdürebilmek için en uydurma resim bile alıp sattım. Galericilik kimlik isteyen bir şeydir. Her galerinin bir kimliği vardır. Belli sanatçıları temsil eder fakat bizim açtığımız yıllarda böyle bir şey söz konusu bile değildi, çünkü her an kapanma tehlikesiyle berabersiniz. Toplumun arzu etmediği bir şeyde başarılı olmanız mümkün değil. Ömer Uluç, Adnan Çoker, Doğançay, Güngör Taner. Bugün iki yüz bin dolar olan resimleri ben 200 dolardan alıp sattım. Doğru olanı kabul ettirmek için çok uğraştım.

 

MARİA'YI HİÇ YADIRGAMADIM

 

Sizin ilginç bir ortak yönünüz de var. İkinizin dedesi de Balkan savaşında katılmış… Bu gerçeklik evliliğinizi etkiliyor mu?

 

Maria: Yahşi Bey'in dedesi Zeki paşa. 1. Balkan savaşında ordusunu yönetmiş. Benim de dedelerim orada savaştı. Yahşi beyin dedesini arşivden ben arayıp buldum. O da benim dedelerimi buldu. Balkan ve Türkler arasında yapılan savaşın çok saçma olduğunu düşünüyorum. Bulgar ve Türk'ün aşkının sembolüyüz de aynı zamanda.

 

Maria hanım Türkiye'ye uyum sağlamış biri ama Türk değil. Siz Osmanlı bakiyesi bir aileye mensupsunuz. Dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?

 

Yahşi: Evlenirken bu konuda hiç tereddüt etmedim. Çünkü çok genç yaşımdan itibaren bütün kültürlere açık yaşadım. Standart bir Türk gibi yaşamadım. Ben Maria'ya her şeyimi çok kompleksiz bir biçimde anlatırım. O da bana anlatır. Bilirim ki ondan bana bir fenalık gelmez. Evlilik bir mecburiyettir. Maria'nın dünya görüşünü benimsedim.

 

Maria: O çok açık olduğu için ben de yadırgamadım. Paskalyam ve Noel'im vardır. Ona hiçbir zaman karşı çıkmadı. Çok güzel arkadaşlarım var. İnsanları severim kimseyi ayırmam. Sanatımda da vardır bu.

 

EVDE HANIMIN SÖZÜ GEÇER

 

Birbirinizi kıskanır mısınız?

 

Maria: Ben kıskanıyorum gerçekten seven kıskanmaz mı? Onu çok sevdiğim için bir kediden dâhi bile kıskanırım. Nitekim böyle bir kedim vardı hep Yahşi'nin yanında dururdu çok kızardım içimden.

 

Yahşi: Ben Maria'ya sınırsız özgürlük verdim. O özgürlük içinde beraberlik yaşıyor ise işte gerçek aşk budur. Bu özgürlükte kıskanmayı aklımdan geçirmem çünkü biz büyük bir aşkla bağlıyız.

 

Evde kimin sözü geçer?

 

Yahşi: Eve geldiğim zaman bütün streslerden uzak kalmayı isterim. O yüzden evin bütün kontrolü Maria'nın elindedir. Hiçbir şeye karışmam.

 

Maria: Her ne kadar öyle dese bile evde Yahşi beyin sözü geçer.

 

ALZHİEMER'DAN ÇOK KORKUYORUZ

 

Bu mutluluğu ne bozabilir?

 

Yahşi: Maria başka birine veya ben aşık olursam işte o zaman bozulur.

 

Maria: (kocasına dönerek) Yahşi böyle bir şeyi aklından bile geçirme. Aşık olmam ama delirebilirim. Son günlerde sıkça konuşuyoruz Alzheimer diye bir rahatsızlık var. Yahşi'ye 'eğer hasta olursam ne olur bana bak' dedim. En çok bundan korkuyorum. Aşıksınız ama o sizi tanımıyor. Bence çok zor.

 

Peki yuvanızın harcı nedir?

 

Maria: Dostluk ve güven duygusu içinde olmak. Benim en yakın dostum Yahşi beydir. Hiçbir şeyimizi birbirimizden gizlemeyiz. Ne o benim ne de ben onun hiçbir eşyasını karıştırmamışımdır.

 

Birbirinizin karanlık sularına girer misiniz?

 

Yahşi: Açıkçası birbirimizle didişecek vakit bulamıyoruz. Maria da ben de çok yoğunuz.

 

Maria: Evlilik zor. Genç arkadaşlarımın çoğu bekâr çünkü evlilikten korkuyor. Ben onlara inşa etmelerini tavsiye ediyorum. Prens diye bir şey yok. 2002'de büyük bir ekonomik kriz vardı. Eşim de çok etkilendi. Onu otobüse bindirdim. Ne olacağımız belli değil. Para bir vardır bir yoktur. Her şeye hazırlıklı olmanız lazım.

 

Belli bir yaşın üzerinde olduktan sonra evlilik neye dönüşüyor?

 

Yahşi: Güven ve dostluğa dönüşüyor.

 

Maria: Ben eşime hala aşığım. Beklenti içinde olmamak lazım. Kimseyi de değiştirmeyeceksiniz. Bazen elbette ben de o da birbirimize kızıyoruz. Ama çözmeye çalışıyorum. Bu benim üçüncü evliliğim. Şuan çok doğru adreste olduğumu düşünüyorum. Açıkçası ikinci evliliğimden sonra evlenmeyi de düşünmüyordum. Ama karşıma Yahşi çıktı. Onu tanıdığım ve onunla evli olduğum için kendim şanslı hissediyorum.