SEMİH-HAYRETTİN-ADNAN İRTEŞ

Nakkaşlığı babadan devralan üç erkek kardeş Semih, Hayrettin ve Adnan İrteş, babalarının açtığı yoldan yürümeye devam ediyorlar. Babalarının vasiyetiyle çocukluktan bu yana bir an olsun ayrılmayan kardeşler güçlerini sanat için birleştirmiş. Onları bir arada tutan şeyin formülünü ise 'Ailemizden aldığımız edep ve sanat' olarak tanımlıyorlar.

 

BÜŞRA SÖNMEZIŞIK 

 

Tezyini sanatlarımızın bir kolu olan Kalemişi (Nakkaşlık) ile ilgilenen bir aile İrteş ailesi. Semih, Hayrettin ve Adnan, bu üç kardeş geçen yıllar içinde kalemişi sanatını daha iyi bir hoktaya getirmek için çaba sarfediyor. Kardeşler sanatı devraldıkları babalarının da vasiyetine uyarak "Nakkaş Tezyini Sanatlar Merkezi"ni kurmuş. Çocukluktan beri bir an olsun ayrılmayan üç erkek kardeş bize sanatçı olarak bir arada kalabilmeyi ve kalemişi sanatını anlattı.

 

Nakkaşlığı babanızdan devraldığınızı biliyorum. Nasıl bir ortamda büyüdünüz?

 

Semih: Babamın 1938 yılında çalışmalarına ilk başladığı yer Topkapı Sarayı. Aile o yıllarda Karagümrük'te oturuyor. Orada da devrin en ünlü nakkaşı Avni Usta ve çocukları var. Avni Usta'nın çocuklarıyla babam arkadaşmış. Ailenin geleneği esasında saraççılık. Topkapı Sarayı Kubbealtı ilk çalışmaya başladıkları yer. Geçici olarak başlıyor ancak zamanla hoşuna gidiyor. Babam nakkaş olunca bizi çalıştığı bütün şantiyelere götürdü. Bizim oyun sahalarımız camiler ve medreselerdi. Üçümüz de çıraklık deneyimimizi Topkapı Sarayı'nda geçirdik. En büyükleri benim. Adnan'la on yaş, Hayrettin ile aramızda dört yaş var.

 

Yıllarca birlikte aynı sanatı icra ediyorsunuz. Hiç farklı sanatlara yönelmeyi düşünmediniz mi?

 

Semih: Biz kalemkârlık dışında farklı eğitimler de aldık. Ben mimarım. Ancak en başından beri tezyini sanatlarla uğraşmak istiyordum. Kardeşim Hayrettin o tamamen bu işe yoğunlaştı. Başka bir işle uğraşmadı. Adnan da aynı şekilde. Biz başka eğitimler alırken de baba mesleğini devam ettiriyorduk. Bu işin kendi içinde çok zor tarafları var. Öncelikle bu sanatı sevmeniz gerekiyor. Sevdiğimiz için bugünlere birlikte geldik.

 

BİRBİRİMİZE HEP SAYGI DUYDUK

 

Beraberliğinizin avantajı olduğu kadar dezavantajı da olabilir. Aynı alanda çalışmanızın handikapları oldu mu?

 

Semih: Beraberliğimizi avantaja çevirdik. Ben kardeşler arasında en büyüğüm. Babadan eğitim almamın yanı sıra 20. Yüzyılın en büyük tezyini sanatkârı üstat Süheyl Ünver'den eğitim aldım. Kardeşlerim bana bu noktada saygıda kusur etmediler. Ben belki babamdan sonra görevi devraldım ama ben bu öncülüğü ederken de onlardan da devamlı fikir aldım. Birbirimize karşı toleranslı hareket ettik. Büyük sıkıntımız olmadı.

 

Adnan: Biz aile mesleğini seviyorduk. Gözümüzü açtığımızdan beri babamızın veya abimizin bu işin içerisinde olduğunu gördük ve biz de sevdik. Eğitimlerimizi alsak da bu sanatı devam ettirdik. Ben de bir ara Topkapı Sarayı'nda tezhip eğitimi aldım.

 

Aranızda nasıl bir görev dağılımı var?

 

Semih: Bugün yirmi sene önceki gibi değiliz. O zaman ekibimiz çok küçüktü. Üçümüz bir camide çalışıyorduk. Ancak şu anda içinde bulunduğumuz ortam bizi zaman içinde kurumsallaştırdı. Ben tamamen ofise çekildim. Bu ofiste tasarımları yapıyorum. Yönlendiriyorum. Kardeşim Hayrettin de bu yaptığım tasarımları tatbikatını ekibimizle uyguluyor. Şantiyeleri takip ediyor. O yıllık bir kurumsallaşma süre içinde Adnan da alt yapımızdaki lojistiği sağladı. Bunlardan birinden birisi eksik olursa başarılı olamazsınız. İş anlaşmaları, malzeme temini, malzemenin aktarılması, hakkedişlerle ilgileniyor. Kendisi matematik uzmanı.

 

Sizi bunca yıl bir arada tutan şey ne? Aile geleneği mi, sanat mı?

 

Semih: Bizi bir arada tutan edep ve sanat. Sanat zaten belli bir edebe bağlı olarak yapılır. Tezyini sanatlar usta çırak içerisinde olan sanatlardır. Bir çırağın ustasına nasıl davranması gerektiği belli bir kaideye bağlı. Bir peştamal kuşanma olayı vardır. Çıraklık bittikten sonra usta "Sen belli bir noktaya geldin" der. Bizde şu anda öyle bir şey yok. Kardeşlerim beni babaları gibi görürler. Aileden böyle bir eğitim aldık.

 

BİR ARADAYKEN DAHA GÜÇLÜYÜZ

 

Üç kardeş oluşturduğunuz sağlam bir kale var. Bu kaleye dışarıdan müdahale veya saldıranlar oluyor mu?

 

Semih: Kardeşinize sırt dönerseniz yaptığın iş belli bir noktadan sonra senin keyfini kaçırabilir. Halbuki siz birbirinizden istifade ediyorsunuz. Daha güçlü oluyorsunuz. Bu güç kalmıyor işte. Biz güçlerimizi birleştiriyoruz.

 

Hayrettin: Aslında bu tarif edilebilecek bir şey değil. Aramızda bir takım eleştiriler oluyor. Ancak gerçekten birbirimizden bağımsız iş yapmayı düşünmedik. Çünkü babamızdan böyle görmedik.

 

Semih: Babamın da vasiyeti vardı. Kurumu oluşturma aşamasındayken bana 'Kardeşlerinle beraber yürü' demişti. En büyük çocuk ben olduğum için sorumluluğu bana vermişti.

 

Hayrettin: Tabi bize de "Abinizin yanından ayrılmayın" dedi.

 

Semih: Geçmişte bunun aksi çok örnek var. 1940'lı yıllarda devrin çok önemli bir nakkaşı iki kardeşler, ikisi de çok önemli ustalar. Birbirilerine düşmandılar ve öyle öldüler. Bizim yetiştirdiğimiz elamanlar içinde abi kardeş olanlar var. Onlar da anlaşamıyor. Geçmişte de bugün de var olan bir şey. En iyi örnek bizdik, bizi bile o anlamda örnek alamadılar. Bizim aramıza da nifak sokmaya çalıştılar ama başaramadılar.

 

Sanatın ruhta iyi bir tesiri olduğu kadar kötü tesirleri de vardır. Kıskançlık, benlik hissiyatı gibi…

 

Semih: Kıskançlık oluyor sanatta. Bizim şöyle bir farkımız var; bu sanatı sorumluluk olarak ele aldık ve sanatı paylaştık. Onun dışında da birlikte iskeleye çıkıyorduk.

 

Adnan: Kanaat sahibi olmak ve bu işi gerçekten sevmek. Ben babamdan bir öğrendiysem abimden on öğrendim. Bir de herkes kendi bulunduğu alana sahip çıkıp onu en iyi şekilde yapıyor. Birbirimizin alanına müdahale etmiyoruz. Çünkü çekirdekten geldiğimiz için işin her safhasını en iyi şekilde biliyoruz. Gerekirse istişare ediyoruz ve birbirimizin görmediği açığı kapatabiliriz.

 

Sizi birbirinize düşürmeye çalışanlara karşı tavrınız ne oluyor?

 

Adnan: Bize ne kadar laf söyleseler de biz birbirimize güveniyoruz.

 

Semih: Biri bize bir şey söylediğinde kardeşler bir araya gelir bunu anlatırız ve gülüşürüz. Birbirimizi hedefe aldığımız görülmemiştir. Aramızda güven ilişkisi esas.

 

Yaptığınız iş puzzele gibi. Aranızda kurduğunuz iletişim nasıldır?

 

Adnan: Şantiyede herhangi bir sorun çözüleceği zaman ustalar bana bir şey sorduğunda 'Abim buna ne cevap verirdi' diye düşünüyorum. İşçiler arasında çok oldu bu. Kendilerinin ifadesi ile söyleyeyim; 'Abi sana soruyoruz ardından telefon açıp Semih abiye soruyoruz aynı cevabı veriyorsunuz' diyorlar. Bu hiç değişmedi.

 

HERKES PARA PEŞİNDE

 

Yıllardan beri bu sanatla uğraşıyorsunuz. Meslektaşlarınızdan ne farkınız var?

 

Semih: Biz bu işe başladığımızda babamızın yanında ustalar vardı. Belli bir süre sonra biz insan yetiştirmeye başladık. Bir ekip kurduk. Günümüzde artık insanlar bu işte ne kadar para kazanabilirim düşüncesiyle yaklaşıyor. Biz yirmi yıl önce ekibimize sosyal güvence sağlayamıyorduk. Zaten bizim de güvencemiz yoktu ancak şu anda ekibimizde çalışanların hepsi sigortalı.

 

RESTORASYONDA ÇUVALLIYORUZ

 

Kalem işiyle uğraşanların arasında diğer sanatlara oranla daha fazla rekabet var. Bunu neye bağlıyorsunuz?

 

Semih: Bir defa yeni yapı çok fazla yapılıyor ancak eski yapıların kötü bir kopyası. Bir tek Ataşehir'deki Mimar Sinan Camisi güzel. Gelenekten hız alırsınız ancak geleceğe bir şey taşıması gerekir. En önemlisi ise restorasyondur. Bu konuda hiçbir zaman taviz veremeyiz. Özellikle restorasyonda kalemişi çok önemlidir. Yerdeki döşemeyi veya duvardaki taşlarını yapabilirsiniz. Ama kalemişi büyük bir titizlik ister. Dönemine göre yapılması gerekir. Bugün eski korunmuyor. Haksız rekabetten dolayı biz artık eski restorasyonlar yapamıyoruz. Vakıflardan müteahhit alıyor ve en ucuz elemanlarla bu işi yapıyor. İki yıllık restorasyon bölümlerinde eğitim gören çocukları çok cüzi bir maaşla tarihi yapılarda restorasyon çalışmaları yaptırıyorlar. O çocuklar daha bunu öğrenecekler. Ortaya çok kötü işçilikler çıkıyor. Bu işi veren kurumlar iyi denetlemesi gerekiyor.

 

Siz şu anda ne tür işler yapıyorsunuz?

 

Semih: 2007'den beri Çeçenistan'a 25 tane cami yaptık. Orada hep süreli işler oluştu. Buradaki çalışmaları da yakinen takip ediyoruz.

 

İŞ BAŞKA AİLE BAŞKADIR

 

Bir de aile yaşantınız var. Hepiniz evli ve çocuk sahibisiniz. Bu durum iş ilişkinizi de etkiliyor mu?

 

Semih: Ailevi meseleleri de aramızda konuşuruz. Evimizi işimize karıştırmayız. İş hayatımızdan taviz vermeyiz. Ailelerimiz üçümüzün de birbirinden farklı. Onların arasında olup bitenler bizleri etkilemez.

 

Çocuklarınız neler yapıyor? Onları sanata yönlendirebildiniz mi?

 

Semih: Çocuklarımızın yetişme tarzı bugünkü ortamda çok farklı. Babamızdan gördüğümüz ve yetiştiğimiz gibi değil. Her ne kadar o edebi devam ettirmeye çalışsak da dağılmalar olabiliyor.

 

Ne yapıyorlar?

 

Semih: Benim iki çocuğum var. Bir kızım bir de oğlum var. Biri mimarlık üzerine biri de tezhip üzerine çalışıyor. Çocukları belli bir konu üzerinde istikrara getirmeye çalışıyoruz. Çocuklarımdan biri çevre diğeri harita mühendisi. Ancak sanatı sevdiler.

 

Adnan: Dört tane çocuğum var. Kızım işletme mezunu ama yanımızda yetiştirmeye çalışıyoruz. Oğlum asker o da restorasyon ve iç mimar. Geldikten sonra o da işinin başına geçecek. Diğer kızım iç mimarlıkta birinci sınıfta okuyor.

 

Hayrettin: Üç tane kızım var. Küçük kızım grafik tasarım mezunu. Ortanca kızım bir ara burada çalışmıştı. Evlenince farklı bir işe girdi. Şu anda inşaat firmasında çalışıyor.