STAR PAZAR EKİ

Medyanın ikizleri: Birimiz kalp diğerimiz akıl

11 yıldır medyanın içindeler. Erken yaşta çok şey başardılar. Şimdilerde TRT Türk’te program yapan Kübra-Büşra Sönmezışık kardeşlerden aynayı birbirlerine tutmalarını istedik.

Işıl Açıkkar

Her konu açıldığında “Hani Büşra ve Kübra var ya...” “Kimdi onlar?” “Hani yok mu canım ikizler, hani başörtülü ikizler. İkiz Aynası diye programları var televizyonda” “Haa bildim bildim”... Böyle kazındı hafızalarımıza Kübra-Büşra Sönmezışık. Zoru başardılar. Televizyonda partnerle yayın yapmak zordur. Çünkü işin içine ego girer. Onlar hem ikiz hem birbirinin partneri. Bu kadar uyumlu, bu kadar birbirini tamamlayan ekran çifti olmaz. Her ne kadar birbirinin canı bile olsalar, yakından tanımak lazım. İllaki çekişme vardır, acaba hangisi daha baskın diye düşünüp aradım. İki farklı beden ama adeta bir ruh, bir zihin, bir kalp olarak medyada uzun yıllar var olabilmenin zorluklarını ama en çok da keyfini anlattılar; aynalarını birbirlerine tutup...

- Büşra’nın hikâyesini Kübra’dan, Kübra’nın hikâyesini de Büşra’dan dinlemek isterim...

Büşra Sönmezışık: Hikâyelerimiz lise yıllarına kadar yekpareydi. Benzer ilgi alanları, birlikte oyun oynamak, birlikte ders çalışmak, birlikte işe gitmek... Hep söylerim, birbirimizin annesi ve ablası olduk. Güzel sanatlar ikimizin de hayaliydi. Fakat Kübra benden farklı olarak liseden sonra resim eğitimi aldı ve yetenek sınavları için kursa gitti. Çaldığı her kapı başörtüsü sebebiyle yüzüne kapandı. Fakat çok direndi, inatçı ve azimliydi. Kübra’nın çizim yapması için onu hep destekledim. Yıllar önce, bir gün dedim ki ‘Şuna bir açıklık getirelim, ikimizden biri çizsin. Eğer bayrağı sen götüreceğim diyorsan sana bırakacağım fakat yarıda bırakacaksan ben yapacağım.’ Kübra ‘Yaparım’ deyince ona devrettim. İyi ki de devretmişim çünkü sonuç mükemmel oldu! Tam ayrılıyoruz derken kader bizi tekrar bir araya getirdi. Birlikte söyleşiler yapmaya başladık. Kübra çok çalışkandır. İş bitiriciliği ve organizasyon kabiliyeti olağanüstüdür. O her olayı kalbiyle yorumlar. Sezgileri güçlüdür, insanlara hep iyi niyetle yaklaşır.

Kübra Sönmezışık: İkiz olmayı hep Allah’ın bir lütfu olarak gördüm. Biz ikiz olmaktan öte her zaman iyi bir takım arkadaşıyız. Her zaman birbirimizin otokontrolü olduk. Yeri geldiğinde yüreklendirdik. Büşra çok yetenekli. Birlikte grafik tasarım okuduğumuz yıllarda çaba sarf etmemesine rağmen çizimi çok iyiydi. Pek bilinmez ama Büşra aynı zamanda çok iyi çini yapar. Üniversitede ben grafik ve görsel iletişim okudum. O tarih ve psikoloji bölümlerini aynı zamanda bitirdi. Bunları yaparken bir yanda da altı gün boyunca gazetede mesaisi vardı. Büşra aklına koyduğunu yapan, gerekirse gecesini gündüzüne katan bir yapıya sahip. Sadece zaman zaman yüreklendirmek ve ‘Sen bunları başarabilirsin’ diye telkinde bulunmak gerekiyor. Eğer biz tek vücut olsaydık. Ben onun kalbi o benim aklım olurdu. 

Aramızda rekabet yok

- Uyum sorunu yaşadınız mı? Aranızda gizliden gizliye rekabet çekişme oldu mu?

B.S: Olabilirdi ama olmadı. Ancak çevremizdekiler rekabet olması için var gücüyle yarıştı. İkizliği sadece sıcak yuvanızda sizi seven ailenizle yaşamıyorsunuz. Sosyal ortamların çoğu kere ikizler hakkında bir fikri yok. Kıyaslamalar çok oluyor. Rekabet yoktur aramızda. Herkes kendisini aşmaya çalışır. Fakat çevremiz bizi rekabet etmeye zorluyor. Bu denklemi çözmek için iyi bir davranış bilimci olmak gerekir! Uyumsuzluk yaşadığımız noktalar var. Ama uyumun formülü bence birbirini dengelemekte!

K.S: Gözle görünür bir uyum sorunumuz yok. Ne olursa olsun neticesi uzlaşı oluyor. Bu beni çok mutlu ediyor. Sanırım bunun formülü birbirimize her zaman saygılı olmamızda yatıyor.

- Başörtünüzle ekrana çıkan ilklerdensiniz, sorun yaşadınız mı?

B.S: Gazeteci kökenli olduğumuzdan aslında bu sorunları televizyondan ziyade gazete söyleşilerinde yaşadık. Televizyona adım attığımızda zaten belli bir çevreye hâkimdik. Kendimi hiçbir zaman bir televizyoncu olarak tanımlamadım. Zaten televizyon eğitimi de almadım. Ekran önünde de mutfağında da ben varım. Ekran kendine güven ve konuya hâkimiyet işi.

K.S: Bu işi yaparken motivasyonum hiçbir zaman para ve şöhret olmadı. Onlar sonradan geldi. Başkalarının enayilik olarak gördükleri bu çaba; şöhret olmak, para kazanmak ve egomu tatmin etmek için değil, üzerimde manevi bir sorumluluk hissettiğimdendi. Eğer ikimizin gayesi aynı olmasaydı yürütemezdik.

- 28 Şubat’tan bugüne sizce ne değişti?

B.S: 28 Şubat’ı kuyruğundan yakalamış bir nesiliz. Başörtüsü sorunu sebebiyle okula  altı yıl ara verdik. Geçtiğimiz sene diplomamı aldım. Gazetecilik yaptığınızda toplumun nabzını da tutma şansınız oluyor. Kültürel iktidarın sembolü olarak görülen ‘sanatçı, elit’  denen bir kesimle tanıştık bu süre zarfında. Komik ve cahilce sorularla muhatap olduk yeri geldiğinde. İyi niyet ve sabırla anlatmaya çalıştık. Bence kadın-erkek Türkiye’deki bütün kesimler, 28 Şubat mağdurudur. Kalplere korku salarak, zihinleri törpüleyerek, umutları kırarak toplumca mağduriyet yaşandı.

K.S: 28 Şubat pek çok insanı hayattan men etti. Son 13 yıldır normalleşmeye doğru giden bir süreç var. Ama ‘28 Şubat bitti mi?’ emin değilim. Son zamanlarda kutuplaşmanın derinliğini gördükçe 28 Şubat’ın kimi insanların zihninde tazeliğini koruduğunu düşünüyorum. Kendini ‘aydın’ gören kesime fırsat verilse ‘mütedeyyin’ kesime 28 Şubat’tan daha kötüsünü yaşatabilir. Bize düşen parçalayan değil birleştiren olmak. Ümmet olarak tek yürek olmadıkça her daim tehlike kapımızda.

Sadece sohbet değil belgesel aynı zamanda

- TRT Türk’te Tanıklar adında yeni bir programa başladınız. Programın içeriğinden bahseder misiniz?

K.S: Tanıklar bizim uzun zamandır düşündüğümüz bir televizyon projesiydi. Bugüne kadar gazete ve televizyonda kültür sanat üzerine pek çok çalışma yaptık. Bu program da onun bir halkası. Kültür dünyamıza ait gerek yaşayan veya hayatta olmayan değerli isimleri ekrana yansıtıyoruz. Bugün Müzeyyen Senar’ı konu edeceğiz mesela. Program aynı zamanda bir arşiv niteliğinde. Sadece sohbet değil aynı zamanda belgesel niteliği taşıyor. Güzel geri dönüşler alıyoruz ve ileri de bu projeyi kitaplaştırmak gibi bir düşüncemiz var.

Sanat üçüncü bir göz veriyor insana

- Büşra’nın çini sanatıyla, Kübra’nın da resimle ilgilendiğini biliyorum, biraz anlatır mısınız?

B.S: Sanat eğitimi aldıktan ve bir süre grafikerlik yaptıktan sonra gazeteciliğe adım attık. Gören gözle görmeyen göz bir olmuyor. Sanat üçüncü bir göz veriyor size. Onu körleştirmek istemiyordum. Bu nedenle modern sanata değil tezyini sanatlara merak saldım. Bunların içinde en rahat hareket edebileceğim alan çiniydi. Birkaç yıl yaptım. Aldığım ödüller motive etti. Yaptığım her şeyi ciddiye alarak yaptım bugüne dek. Çini, okul, gazetecilik, televizyon... İçimdekilerin birer yansıması her biri.

K.S: Lise de grafik eğitimi aldığım dönem, Cemal Toy’un resim atölyesinde suluboya ve desen çalışıyordum. Sonra Cemal Bey’in teşvikiyle illüstrasyona yöneldim. Gazete ve birkaç kitaba çizim yaptım. Şimdi kendi kitabım üzerine çalışıyorum.

12.12.2015