STAR PAZAR EKİ

Bizim Heybemiz insan hikayesiyle dolu

Sanatın farklı alanlarındaki isimlerle yaptıkları söyleşilerle tanınan Kübra&Büşra Sönmezışık kardeşler yeni kitaplarıyla karşımızda: İkiz Aynası-Sanattan Portreler. Eserleriyle dünya çapında tanınan sanatçıların yaşadıklarını okuyucuyla buluşturan ikili, hayatımızda yok olmaya başlayan estetiği yaşatmayı amaçladıklarını söylüyor.

Aslı Gür

Önce Yeni Şafak Gazetesi’nde Kübra ve Büşra ile İkide Bir adlı söyleşilere imza attılar. Ardından  tv net haber kanalında pazar günleri yayınlanan İkiz Aynası adlı programı hazırlayıp sundular. Gazeteciliğe başladıkları ilk günden beri neredeyse konuşmadıkları sanatçı, akademisyen, yazar ve gazeteci kalmadı! Şimdilerde ise kaleme aldıkları ikinci kitapları İkiz Aynası-Sanattan Portreler ile adlarından söz ettiriyorlar. ‘Estetik kaygıyla ortaya çıkarılmış bir söyleşi kitabı’ diye tanımladıkları eserde Türk halkının gelişim ve değişimine katkıda bulunan, her biri farklı alanlarda başarı getiren sanatçılarla yaptıkları röportajlara yer verdiler. Kübra&Büşra Sönmezışık kardeşler, “Bu sayede yaşamımızın kenarında sandığımız ama aslında her daim merkezimizde olan dünyaya büyüteç tuttuk” diyorlar.

- Kitap hazırlamaya nasıl karar verdiniz?

Büşra Sönmezışık: Her iki kitabımız da programımızda konuk ettiğimiz isimlerin söylediklerinin uçup gitmemesi maksadıyla yaptığımız bir çalışma oldu. Tabii bunda yazı kültürüne daha aşina oluşumuzun etkisi de büyük. Edebiyatın, fikrin ve sanatın konuşulduğu bir aileden geliyoruz. Yaşamımızın kenarında sandığımız ama aslında her daim merkezimizde olan dünyaya büyüteç tuttuk.

Kübra Sönmezışık: İlk kitapta Türkiye’den bilenen, birbirinden farklı düşünce ve dünya görüşüne sahip 20 ismi bir araya getirmiştik. ‘Farklılığımız zenginliğimiz’ diyerek çıktığımız bu yolun ikinci durağında alanı daha daraltarak Sanattan Portreler’i hazırladık. Hayatımızda giderek yok olmaya başlayan estetiği biraz olsun yaşatabilmek için sanatı sadece bir kavram olarak değil, onu temsil eden kişiler üzerinden anlatmayı düşündük.

Hakiki sanatçılara yer verdik

- Kitaptaki 20 ismi seçerken neye özen gösterdiniz?

K.S: Başarılarını Türkiye ve dünyada ispatlamış sanatçılar yer alıyor. Bu isimlerin ortak özelliği sanatı sadece elitlere ait bir kavram olarak algılamamaları. Hatta sanatın elitler üzerindeki hegemonyasını reddetmeleri. Sanatçılar topluma ne kadar yakın olurlarsa o kadar aydınlatabilir. Bu açıdan tabii ki hangi düşünceyi savundukları ve sanatlarını nasıl icra ettikleri bizim için önemli. Özellikle son bir yılda sanatı bir propaganda silahı olarak kullanıp politik oyunlarla kirleten sanatçıların olduğuna hepimiz tanık olduk. Sanatın, hakiki sanatçılar üzerinden hatırlatılmasına ihtiyaç var.

B.S: Programlarımıza, topluma ve insana yakın sanatçıları davet ediyoruz. İnsanları ayıran, bölen, onları sınıflandıran, aşağılayan ‘sanatçı kişi’lere ayna tutmamaya çalışıyoruz. Medyada kendinde fazla yer bulamamış fakat işini başarıyla yapan sanatkarlara yer veriyoruz. Bu kişilere sadece popüler oldukları için kitapta yer vermedik.

Gülmekten röportaj yapamadık

- Peki röportaj yaptığınız isimler arasında sizi en çok etkileyen kim oldu?

B.S: Heybemiz insan hikayesiyle dolu. Bazen yaşam hikayeleri, bazen sanatları, bazen de fikirleri etkiliyor. Tuluyhan Uğurlu’nun sanata bakışı etkileyici, çünkü bir piyanist olarak toplumcu vurgusu çok nadir rastlanan bir özellik. Ressam Ahmet Güneştekin’in yeteneğinden etkilenmiştim. Batman’da büyümesine rağmen kendini uluslararası düzeyde ispat etmiş bir sanatçı.

K.S: Beni yaşam öyküleri etkiliyor.

Ayla Algan’ın sanatı ve hayat hikayesi çok etkileyici. Yine Ayten Gökçer’in sanatta bu kadar başarılı olup özel yaşamında ailesine ve eşine gösterdiği özverisi ben çok etkilemişti.

- Şimdiye kadar sizi çok güldüren ya da duygulandıran isimler var mı?

K.S: Aklıma ilk gelen Engin Günaydın... Çekim için evine gitmiştik.

Gülmekten röportaja başlayamadık. Aynı soruyu defalarca sorduğumu hatırlıyorum. Hatta bu nedenle çekim bir saat daha uzadı. Ama çok güzel olmuştu. Öte yandan şair Lale Müldür’ün hayatı, yaşadığı trajik olaylar beni çok duygulandırmıştı.

B.S: Şu an aklıma gelenler, içimde haliyle ve tavrıyla hoşluk bırakan Leyla İpekçi ve hüzünlü yaşam öyküsüyle Zerrin Özer. Mehmet Genç’in hayat hikayesi de çok orijinal gelir hep.

- Konuşma röportaj yapma hayali kurduğunuz biri var mı?

  B.S: Sezai Karakoç. 

K.S: Yaşantıları ve sanatlarıyla ikon haline gelmiş sanatçılarımız var. Zeki Müren ve Barış Manço gibi. Onlarla röportaj yapmak isterdim. Necip Fazıl ile tanışabilseydim keşke. Ayrıca hala umudum var; Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile siyasetin dışında, sadece duygularını ifade edeceği bir söyleşi yapmak istiyorum

Annem bizi birbirimize emanet ederdi

- Gazetecilik yapmayı çocukluğunuzdan beri hayal eder miydiniz?

Kübra Sönmezışık: Çocukluk hayalim tasarımcı olmaktı. Gazetecilik tevafuk olarak hayatıma girdi ve mesleğim oldu. Sanatın hiçbir zaman hayatımdan çıkmasına izin vermedim. Bu nedenle 10 yıldır kültür sanat gazeteciliği yapıyorum. Ayrıca üniversitede görsel iletişim bölümünü okudum. Uzun zamandır da illüstrasyonla uğraşıyorum.

Büşra Sönmezışık: Kübra ile hayallerimiz birbirine benzer. Ben ayrıca okumaya ve yazmaya daha meraklıyım. Gazeteye başladıktan sonra sanatın daha çok teorik boyutuna eğildim. Diğer taraftan da çini sanatıyla uğraştım.

- İkiz olmak dışarıdan bakınca eğlenceli görünüyor ama sizin için de öyle mi?

K.S: İkiz olmak bir mucize. İkizliği hiçbir zaman kendime engel görmedim. Çünkü ikimiz de ego savaşına hiç girmedik. İki kişi olarak dünyaya gelmek beni çok erken olgunlaştırdı. Paylaşmayı erken yaşta öğrendim ve bunun kişisel gelişimime çok faydası olduğunu düşünüyorum. Büşra’yı vicdanım olarak görüyorum. Bana en yakından daha yakın... Benden bir parça...

B.S: İkizlik biraz Hüseyin Hatemi’nin söylediğine benzer bir ifadeyle; aynı beynin iki farklı hemisferi gibi olmak gibi. Bu tanım bizi çok iyi anlatıyor. Bencillik duygusunu tatmadım. Çünkü çocukluğumuzdan beri annem hep bizi birbirimize emanet ederdi. Hala birbirimizin ablası gibiyiz.

- İkiz olarak aynı işi yapmanın avantajı ya da dezavantajları bulunuyor mu?

K.S: İnsanların tek kişi yaptığı şeyi biz iki kişi yapıyoruz, birbirimizden çok iyi enerji alıyoruz. Bu yaptığımız işlere de yansıyor.

B.S: Bu işe birlikte başladık ama farklı uğraşlarımız ve ilgi alanlarımız da var. Nitekim gazetede birlikte söyleşi yapmıyoruz artık. Ben tarih okudum, halen psikoloji alanında eğitimime devam ediyorum.  Haftada bir defa program için bir araya geliyoruz. Onun dışında farklı hayatlar  yaşıyoruz.

Kıyafetlerimizi kendimiz dikiyoruz

- Özel zamanlarınızda neler yaparsınız?

Kübra Sönmezışık: Gazete ve televizyonda işlerimiz çok yoğun. Kültür Gündemi portalında her hafta çizimlerim yayınlanıyor. Haftada iki gün spor yapıyorum. Elbise çizip dikmek de sevdiğim işlerden...

- Kendiniz için mi dikiyorsunuz?

K.S: Dikişi 13 yaşımda modelistlik kursuna giderek öğrendim. Kendime kıyafetler tasarlamak çok hoşuma gidiyor. İstediğim kıyafeti, istediğim şekilde dikip giymek büyük bir lüks. Bazen kendi tasarladığım kıyafetleri, çizdiğim kadınların üzerine giydiriyorum. Bazen de çizdiklerimi dikiyorum.   

Büşra Sönmezışık: Dikiş bilen bir annenin kızıyım. Altı kardeşiz ve toplamda beş kızız. Annem kıyafetle başedemeyeceğini düşünerek dikiş öğrenmiş. Hatırlıyorum annem dikiş dikerken Kübra da ben de makinenin etrafında dolanırdık. Annem kalıp kullanmak yerine pratik dikiş diken biriydi. Çok küçükken ‘Kumaşın ucundan tut kızım’ diye diye dikişe ilgim başladı. 11 yaşlarında kendime basit etek veya sade elbiseler dikiyordum.

- Nereden kumaş alıyorsunuz?

B.S: Eğer çarşıya çıkacak vakit varsa kumaşları çarşamba pazarından alıyoruz. Orası hem ucuz hem de çeşit çok. İstediğim kumaşı bulamazsam kumaşçıları dolaşırım. Giyime eskiden çok vakit ayırırdım çünkü o dönemlerde kıyafet bulunmuyordu. Şimdi vakit olmadığı için yazlık kıyafetlerimi ve eteklerimi kendim dikiyorum. En sevdiğim kıyafetler hem şık hem de salaş duran giysiler.

K.S: Kış aylarında daha çok ceket, kalem etekler ve gömlekler giyiyorum. Yaz aylarında ise yelpazem daha geniş. Kendime kloş elbiseler, etekler ve pardösüler diktim. Pantolon giymiyorum. Zamana direnen kadını zarif gösterecek kıyafetleri seviyorum.

Kaynak: Star Pazar 03.05.2015