MEDYA TAVA

MEDYATAVA RÖPORTAJ-Sayım Çınar, Yeni Şafak gazetesinin başarılı ikizleri Büşra ve Kübra Sönmezışık kardeşlerle konuştu. Sönmezışık kardeşler, gazeteciliğe nasıl başladıklarını, tek yumurta ikizler olarak birlikte çalışmanın nasıl bir deneyim olduğunu, yeni projelerini, neden örtündüklerini, örtünmenin "avantajlarını" ve örtülü kadınlar üzerindeki baskıları anlattılar.

Hem tek yumurta ikizisiniz hem de türbanlı ilk röportajcılar... Yaptığınız ilk röportaj kiminleydi ve neler hissettiniz?

Kübra: İkiz, türban, röportaj... İsmimizin önünde ne kadar kalabalık sıfatlar var böyle. İlk röportajı bizim gibi tek yumurta ikizi olan opera sanatçıları Didem ve Sinem Balık ile yaptık. Onlar da bütün ikizler gibi çok benziyorlar ama aslında hiç benzemiyorlar. Ben daha çok onların benzerlikleriyle değil farklılıklarıyla ilgiliydim. Çünkü benzemek bir illüzyon. İlk bakışta gözünüzü kuşatan benzerlikler kendini zamanla farklılıklara bırakır. Biz ikizler insanlıkta mucizevi bir türüz. Onlarla içinde kıyas ve benzerlik arayışlarıyla dolu bir sohbet gerçekleştirdik.

Büşra: İkizlik, sizi sosyal yaşantınızda farklılar listesine koyarak diğer insanlardan ayırıyor. Biz bu farklılığın, kendimiz dışındaki ikizleri anlamanın ve onlara ayna tutmanın peşine düştük aslında. Bir de şunu sormak lazım: Kim kendi kimliğini yok edecek kadar benzeyen birine tahammül edebilir? O yüzden ikizleri gördüğümde heyecanlanıyorum. Didem ve Sinem Balık, içinde bulundukları durumu içselleştirmiş, kim ve ne olduklarının farkında olan ikizlerdi.

Sizce bir kadın neden örtünmeyi seçer, siz neden örtündünüz?

Kübra: "Bütün kadınlar neden örtünüyor" sorusunun cevabı bir olmayacağından bunu bilmem imkansız. Annem bir kütüphane dolusu dini kitabı karşılaştırmalı okumuş bir kadındı. Bize bildiklerini tarafsız bir şekilde anlattı. Bizimle olan diyalogu dayatmayla değil, tercihler üzerine kuruluydu. Steril bir akılla ve kalbiselim bir şekilde inandık ve örtündük.

Büşra: Bence her kadının bir örtünme hikayesi vardır. Bazı insanlara örtüyü aile veya içinde bulunduğu çevre tanıştırır. Ben örtüyle rüyamda tanıştım. Şimdi ise örtü benim bir parçam gibi. Öyle zamanlar oluyor ki başımda bir örtünün varlığını hissetmiyorum bile... Ama onun verdiği kontrolü ve huzuru kalbimde hissediyorum.

Örtünmenin avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Kübra: Bu baktığınız yere göre değişir. Örtüyü avantaj ya da dezavantaj gibi yorumlama lüksümüzün olmadığını düşünüyorum. Bu bir tercihtir ve tercihler sonuçlarıyla bir bütündür.

Büşra: Örtüye avantaj, çıkar veya dezavantaj gibi zarar yönleriyle bakmıyorum. Ben değil ama insanların birbirine ördüğü duvarlar durumu dezavantajlar haline getiriyor. Etnik köken, dil, ırk, kişisel tercihlerin ve özgürlüklerin bir başkası tarafından dirençle reddedilmesi kötü bir şey. Bunun altında tek tip şekli kabul ettirme zihniyeti yattığını düşünüyorum. Bu insanların baskının zorluğunu daha iyi anlamaları için herhangi bir baskıya maruz kalmaları mı gerekiyor? Bunu anlamak mümkün değil...

Röportajlarda nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Kübra: İnsanlara ikiz olmamız sempatik geliyor. Bu röportaja da fotoğraflara da yansıyor. Ama önyargı duvarına zaman zaman çarpıyoruz. Taktığımız örtü yüzünden yüzümüze bakmayanlar da oldu, sorgulayanlar da. Bu isimlerin içinde hayatında belki de ilk defa örtülü biriyle kahve içip, sohbet etmiş kişiler var.

Büşra: Nasıl örtündüğümüzü soranlar oluyor. Bu durum bazı kişilerde merak uyandırıyor. Ama bazılarına da örtünmek, biçimsel olarak itici gelebiliyor. Yeri geldiğinde "Neden örtünüyorsun?" sorusuyla da karşılıyorsunuz. Şaşıranlar da oluyor, saygı duyanlar da, yakıştıranlar da... Ama kim ne derse desin ben işimi yapmaya ve örtünmeye devam ediyorum.

Türkiye'de gazeteciliğin geldiği son noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kübra: Medyanın pozitif bir değişime ihtiyacı var. Gazetecilik mesleği vicdanı devre dışı bırakmadan yapılmalı. Halkın yorumdan daha çok, gerçek bilgi ihtiyacı karşılanmalı.

Büşra: Medya devirli bir saat gibi işliyor. Her şey tükenecek sonra yerine yenileri gelecek. Hayat olduğu sürece gazetecilik de devam edecek. Bu mekanizma içinde sizi ayakta tutan tek şey vizyonunuz, özgünlüğünüz, dürüstlüğünüz ve çalışkanlığınız olabilir ancak.

Yeni şafak ekinde röportaj yapmanın püf noktaları nelerdir?

Kübra: Yeni Şafak Pazar ile bizim gazeteciliğe başlama sürecimiz aynı; üç yıl oldu. Biz de onun gibi yolun başındayız. Yeni Şafak gibi duruşu net bir gazetenin ekinde söyleşi yapmak size bazı refleksler kazandırıyor. Seçtiğimiz isimler, sorduğumuz sorular titiz bir işçilikten sonra sayfaya konuyor. Röportajı yaparken, kişilerin din ve ideolojilerini teşhir etmeye çalışmıyoruz. Başörtümüzle ilgili söylenilenleri haber değeri olmadığı müddetçe yayınlamıyoruz. Nitelikli okuyucuya dönük, kişilerin kendi insani yönlerine odaklı çalışıyoruz.

Büşra: Yeni Şafak kurulduğu ilk günden beri çok sesli bir gazete oldu. Gazetenin edindiği bir misyon var. Pazar gazetesinde de bu çerçevede işler çıkartmaya çalışıyoruz. Ana gazetenin değinmediği, insana nüfus eden, duyarlı konuları geniş bir mecrada değerlendirmek önceliğimiz. Bu anlamda gazetecilikte kendimize yeni bir yol açıyoruz. Bu meşakkatli bir yol.

Sizin röportajcılarınıza güzel bir şekilde yer veriyor. Bu durumda daha iyi işler yapmanız gerekiyor değil mi?

Kübra: Elbette. Bizim gibi haftalık pazar röportajı yapanların tümü deneyimli isimler. Bunun ağır ama güzel bir tarafı var. İyi sorular, iyi röportaj, iyi fotoğraf, iyi mizanpaj; bunların hepsi bir arada olsun diye çok emek veriyoruz. Bazen istediğimiz grafiği yakalıyor, bazen normal seviyede gidiyoruz. Ama gayret ediyoruz...

Büşra: Her hafta okunmaya değer, hafta sonlarında okurun ağzında tat bırakacak, zaman zaman bildiklerinin üzerine yeni şeyler katabilecek işler yapmaya çalışıyoruz. Süzgeçlerimiz var. Yapmayı tasarladıklarımızı duyarlılık, ahlak ve tutarlılık süzgeçlerden geçirerek okura sunuyoruz. Haftalık röportaj, her hafta tasarladığımız bir proje bizim için. Resim yapmak gibi, renkleri, formları biz seçiyoruz. Resim bitince de altına imza atıyoruz.

Çoğu ünlü sizinle röportaj yapmayı kabul ediyor, değil mi?

Kübra: İstediğimiz düzeyde değil. Ama bunun sebepleri var. Yeni Şafak, duruşu ve tarafı net bir gazete. Bu netliğe ters düşenlerin takındığı belli bir tavır var.

Büşra: Kabul edenler olduğu kadar etmeyenler de var. Bu doğal bir süreç. Yine de üç yıl içinde iyi bir mesafe kat ettik.

İki kişi söyleşi yapmak daha mı kolay yoksa daha mı zor?

Kübra: Hem kolay hem de zor. Hiç işi bir diğeriniz olmadan yapamazsınız. Soru hazırlarken, isme karar verirken, iki kişi hareket etmek zor. Bazen anlaşamadığımız noktalar da oluyor. Ama bunun yanı sıra güzel tarafları da var. Her şeyi 2x2 yaptığınızı düşünün. O zaman işiniz çok kolaylaşıyor. Dahası ikili gittiğimiz röportajlar ayrı gittiklerimize göre daha verimli geçiyor. Önyargıları kırmak daha kolay. Soru soran olarak gücünüz ikiye katlanıyor, samimiyet çabuk kuruluyor.

Büşra: Röportajlarda samimi sohbet ortamları oluşuyor. Aklın akıldan üstünlüğü var. Bu yüzden ikili düşünmelerin faydası yadsınamaz. Ama sürekli olduğunda tıkandığımız noktalar oluyor. Çünkü her işin sonunda iki taraf da memnun olmak zorunda. Ama bu zorluğu zamanla itici güç olarak yaşadığımı fark ettim. Çünkü bu durum daha iyi fikirler doğuruyor ve işi daha derin bir algıyla yapıyorum. Diğer taraftan mükemmeliyetçi duygularınız kabarıyor. Elinize bir büyüteç alıp işi didikleyerek değerlendirmeye başlıyorsunuz. Bazen birimizin "evet" dediği bir şeye diğerimiz "hayır" diyebiliyor. Bu kontrastlarla çalışıyoruz.

İslami kesimden kadınlar örtüyü "savunma silahı" olarak mı kullanıyor yoksa korunmak için mi?

Kübra: Bu gayelerle örtünmüyorum. Ama örtü, içinde bu söylediğin unsurları da barındırıyor. Bedeni ruhun üzerine giydirilmiş bir elbise, örtüyü de onun üzerine giyilmiş ikinci bir kat giysi olarak görürsek, özümüzün üstünde bir katman var. O katman yeri geldiğinde sizi koruyor. Bu zaman zaman kendinizi savunmanız için bir araca da dönüşebiliyor. Tamamen şartlarla ilgili. Ama örtünmenin gayesi bunun çok dışında. Bahsettiklerimiz sadece teferruat.

Büşra: Örtüyü ve silahı yan yana getiremiyorum. Örtü, koruyucu bir şey. Ama insanlardan değil, kendi düşüncelerinden koruyor. İnsanın iç dünyasındaki devinimleri, maneviyatı muhafaza ediyor ve kişiye yeni bir kimlik bahşediyor. Ortaya çıkan bu kimlik beni ziyadesiyle memnun ediyor.

Mehmet Gündem'in haftalık pazar röportajı teklifi yapmasıyla Kübra ve Büşra ile İKİDE BİR projesi çıkmış. Mehmet Gündem'in Yeni Şafak'tan ayrılmasını nasıl karşıladınız?

Kübra: Mehmet Bey, bize hep inandı ve destek oldu. Gidişinden üzüntü duydum.

Büşra: Bu mesleğe başlamadan önce kendimce bir şeyler karalıyordum. Mehmet Bey, yazma eylemimde beni cesaretlendiren kişi oldu. Farklı gözlüklerle etrafıma daha çoğulcu perspektiften bakmamı sağladı. "İkide Bir" güzel niyetlerle yola çıktığımız bir projedir. Bu anlamda bütün bu emeklere karşılık, yaptığım işin daha iyi olması gerektiğini düşünüyorum. 

Röportaj yapmaya başladıktan sonra hayatınız değişti mi?

Kübra: Tabii ki. Tasarım yaptığım süre içinde daha içe dönük bir hayatım vardı. Sonra hayatımda varlığını fark etmediğim "soru sorma" eylemi, disiplinize olup işe dönüştü. Bu bana çok şey kattı. Edebimi, empati ve anlama duygularımı geliştirdi. Eskisi gibi olmam mümkün değil...

Büşra: Soru sormak, kendi hayatımda çok dillendirdiğim bir şey değildi. Ama sorudan bağımsız değildim, aksine bir sürü soru işareti kafamın içinde dönüp dolaşırdı. Röportaj o soruların sesle ifade ediliş biçimi oldu. Böylelikle sorduğum sorular daha doğru bir düzlemle buluştu. Gerek yaptığım röportajlarda ve "Albüm" çalışmalarında insanları tanımayı, anlamayı, önyargılarımı yıkmayı öğrendim. Yaşanmış hayatlar, kendi hayatımın provası gibi oldu; geliştirdi, değiştirdi...

Kübra, yakında "Gelin" adı altında bir çizgi-albüm kitabı çıkacakmış. Neden "Gelin"?

Kübra: Gelin, belli bir süre sonra açılmayı bekleyen, üzeri kırmızı kurdele ile bağlanmış süslü bir hediye paketi. O bekaret kemeri üzerimizden atıldıktan sonra renk değiştirmeye başlıyoruz. Bir günün sonunda kadının rengi masumiyet olan beyazken, bu bazılarında tutkulu kırmızıya, bazılarında da matem siyahına dönüşüyor. Gelin olmak kadınlar için geçici bir statü, "çift"liğin sembolü. Benim "Gelin"im hüzünlü ve yalnız. Herkesin mutlaka bir gelin tasavvuru vardır. Ben de "diğerleri"nin gelinlerini merak ettiğim için 40 gelin çizdim ve bu gelinleri sanatçılar, yazarlar ve şairlerden oluşan 40 kişiye yazdırıyorum. Kitap projesi tamamlandıktan sonra sergi açmayı düşünüyorum.

Çizgilerle nasıl bir ilişkin var?

Kübra: Yaşadığım hayatta imkansız olan bir şeyi çizimle çok kolay yapıyorum. Dünya kuruyorum. O dünyanın "kırmızı başlıklı" (başörtülü) kızı benim. Hudutlarımı ben belirliyorum. "Hüzün" bir nokta ve çizimlerim orada birleşiyor.

Neden hüzün?

Kübra: Çünkü hüzün, umut ile umutsuzluk arasında tertemiz bir yer... 

Büşra senin bir kitap çalışman var mı?

Büşra: İçinde önemli isimlerin bulunduğu, gazetede de şimdiye kadar yayımlanan bir "Albüm" projesi üzerinde çalışıyorum. Bu isimler, kendi hayatlarında kilometre taşı olarak gördükleri ayrıntıları konu alan fotoğraflarla anlatıyorlar. Konuştuğum isimlerin bende yarattığı hayat tecrübesini ve birikimleri, ileride bir kitap haline getirmeyi düşünüyorum. 

Kitapta hangi isimler olacak?

Ahmet Kekeç, Mehmet Altan, Halit Refiğ, Ümit Meriç, Hilmi Yavuz, Canan Barlas gibi isimler yer alıyor...

Sen aynı zamanda çini sanatıyla da ilgilisin...

Büşra: Çini hayatıma girdiğinden beri kafamda oluşturduğum soyut imgeleri daha disiplinize düşünmeye başladım. Düş gücümün hudutlarını çini sanatıyla belirledim. Rengi, bisküvisi, stilize edilmiş motiflerle, doğal boyalarla bir şeyler yapıp sonra onu bir fırında pişirmek bana büyük zevk veriyor. Ortaya çıkma sürecini insanın yaşam serüvenine benzetiyorum. Mevlâna'nın sözünde olduğu gibi; "Hamdım, piştim, yandım". Bazen üzerinde uzun süre çalıştığınız bir vazo fırına girince kırılabiliyor. Emekleriniz fırının insafına bağlı yani. Aynı şekilde insanlar a kendilerini mevki, para, şan şöhretle süslüyorlar ama bazen bu güzellik, yapılan tek bir hata yüzünden darmadağın oluyor.

Yeni Şafak ailesinden bahseder misiniz biraz? Sizin gazete ekini diğer eklerden neler ayırıyor?

Kübra: Hassasiyetler. Haberin konusundan fotoğraf seçimine kadar hepsinde belli bir çizgi var ve onların dışına taşmıyoruz. Polemikçi değiliz. İnteraktif bir çalışma ortamımız var. Herkes kafasındaki düşünceyi özgürce ifade edebildiği için de "beyin fırtınası" yapabiliyoruz. Ekibimizde kadın kadrosu biraz kabarık. Yöneticimiz de bundan şikayetçi görünmüyor.

Büşra: Diğer eklerden farkı hiç kuşkusuz Yeni Şafak gibi bir gazetenin eki olması. Kültürel anlamda gazetedeki çoğulculuğu ekte de korumaya çalışıyoruz. Pazar gazetesi olarak birbirini anlayan bir ekibiz. İnsana dokunan, empati grafiği yüksek işler yapmaya gayret ediyoruz.

Geçen hafta Ann Chamberlin'le bir söyleşi gerçekleştirdiniz. Ben de aynı soruyu size sorayım. Türkiye'deki bazı kesimler örtülü kadınlara ciddi bir baskı uyguluyor mu gerçekten?

Kübra: Uygulamıyor mu? Üniversite ve kamusal alandaki başörtüsü yasağı bunun en iyi örneği değil mi? Kendi mahallenizin dışına çıktığınızda anlıyorsunuz bunu. Medya en azından tahammül edebiliyor.

Büşra: Sözle, davranışla, kararlarla bu baskıyı rahatça görebilirsiniz. Dahası bir takım kurallarla, bir çizgi çekiliyor ve siz o çizginin dışında bırakılıyorsunuz. Sanat, eğitim, siyaset üçlüsü en derin sorunların başında geliyor. Türkiye'de eğitim hakkı elinden alındığı için evinde oturmak zorunda bırakılan ya da başlarını üniversitenin kapısında, gözler önünde açıp kapayan bir yığın öğrenci bulunuyor. Son yıllarda başörtüsü daha göz önünde olduğu için, buna karşı direnç gösterenlerin sayısı arttı.